Buzcevheri eriyor!!

Sıcaktan bir pigme boyuna eriştim artık. Eridikçe eridim. Evimin 3 tarafı da sıcaklarla çevrili. :) Hiç serin bir esintinin tenime vurmasını bu kadar istememiştim. O kadar sıcak ki bu lanet ev, üzerimdeki herşey fazla geliyor. Elbiselerimle birlikte derimi de çıkarıp atasım var. Öylece oturayım bir deri, bir kemik. İliklerime kadar serinleyeyim.

sicaaak.jpg

Serinlemek için 3-4 tane kasa fanını dışarıya bağladık. Anca paklıyor sıcağı.. :) 

Gerçekten olmuş, fakat inanılması güç öyküler anlatan bir kitap* buldum. İçlerinde bir hikaye vardı ki gerçekten ilginçti. Başlıktan da anlaşılacağı gibi öykü Mike adında bir horoz hakkında. Bizim Mike kendi halinde yaşayadursun; sahipleri kümesteki hayvanların birazını satmaya, birazını da kendileri için kesmeye karar verirler. Mike’ında bu karar  sonucu kellesi kesilecektir. Kitaptan alıntı yaparak devam edelim.

“  ……..
Tak! Bıçak iner ve Mike’ın kafası kopar. Mike’ın kafası şüphe götürmez bir şekilde ölmüştü. Ancak geri kalanı için aynı şey söylenemezdi. Şu anda ne düşündüğünüzü biliyorum. Tavukların kafası kesilmiş bir halde ortalıkta koşuşturabildikleri bilinen bir gerçektir. İngilizce’de buna dair bir atasözü bile vardır. Ancak kafası kopmuş bir tavuğun birkaç dakikadan fazla yaşayamayacağını da herkes bilir.

Mike’ın hayat oyununun kurallarını bilmediği besbelliydi. Kafası yerde duruyordu ama o sorunsuz bir şekilde ayakta durup hiçbir şey olmamış gibi dolanabiliyordu. Sonraki gün Mike hala yalpalayarak geziyordu. Llyod onu besleyip ne kadar hayatta tutabileceğini görmeye kara verdi. Açık olan yemek borusundan bir göz damlalığıyla, öğütülmüş yem ve sudan oluşan bir karışım vererek Mike’ı besledi. Taşlığının verilen yemi öğütebilmesi için yemek borusundan minik çakıl taşları attı. Mike günler geçtikçe kilo alıyordu.

……. ”

Sahipleri bu işten para kazanmaya başlayınca, civardaki bir çok kişi de kendi tavuklarının başlarını keserler. Bir kaçı neticeye ulaşabilse de hiç birinin tavuğu, Mike kadar başarılı olamamıştır bu konuda. Bizim Mike ise herkesin ilgi odağıdır. Gazeteler, dergiler, eğlence sektörü… 

Mike 18 ay boyunca gayet normal bir şekilde ama kafasız yaşamıştır. Ölümü de sahiplerinin unutkanlığı neticesinde olmuştur. Lloyd ve Clara hergün Mike’ın nefes borusuna kaçan sümüğü bir şırınga yardımıyla alıyorlarmış. Şırınganın birgün unutulması Mucize Mike’ın sonu olmuş.

Mike adına bir tatil günü bile varmış. 17 Mayıs 1999′da,Mike’ın memleketi Frutia’da, ilk “Kafasız Tavuk Mike Günü” düzenlenmiş.

Günümüzde de ne kafasız insanlar yaşamakta ve pohpohlanmakta; işte burada asıl mucizenin Mike’da olduğundan şüpheliyim.  )

*Merak edenler için kitabın adı Einstein’ın Buzdolabı-Tuhaf Hikayeler, yazarı Steve Silverman. Kitapta buna benzer ilginç ve gerçek öyküler var.

Bir varmış, bir yokmuş.. Vakti zamanında bir site varmış. Sinema meraklısı insanların sürekli uğradığı, eleştirileri, yorumları okuduğu, sinema adına bilgiye doyduğu nezih bir site. Adı da beyazperde imiş. Daha sonra hain kurt gelmiş ve beyazperdeyi gözüne kestirmiş. Hemen ele geçirmiş o güzelim siteyi. Anında mideye indirmiş. Hazmetmiş. Geriye de pis kokulu bir şey çıkarmış. Gelgelelim o kötü hain kurdun adı da “mynet”miş…

Latife bir tarafa diyerek başlayabilirim ama işin latifelik bir yanı kalmadı ki artık. Mynet’i sevmeyen biri olarak beyazperde.com’u satın almış olmasına içerlemiştim vakti zamanında. Şimdi ise üzülecek bir beyazperde.com dahi bırakmamış geriye.

Herşey mynet logosunun siteye yerleşmesiyle başladı. Daha sonra saçma sapan reklamlarla kaplandı site. Farenizi takip eden reklamlarla da site tamamen battı, okunmaz hale geldi. Ama bunlarla yetinmediler. Geçenlerde karmakarışık ve zevksiz bir site tasarımı ile beyazperde.com’u iyici sindirdiler. Adının yanına da mynet koydular.

                       

beyazperde.jpg

yeni haliyle beyazperde.com

Türkiye’nin imdb’si kıvamındaki ve dünyada önde gelen sinema sitesi beyazperde.com benim için bitmiştir. Kral öldü..Yaşasın yeni kral.. Artık yerini kim doldurursa? 

İnleyen cümleler..

Çift lavaş arası savsaklamalar.. 

-Blogumun temasını değiştirdim. Değiştirilmesi gereken o kadar çok şey varken, ben blogumun temasını değiştirdim. Hükümdarı benim ya onun, gücümü son zerresine kadar tattırıyorum ona.

-Aşım oldu karpuz, peynir ve de ekmek. Karpuzdan bıkacağım diye korkuyorum. Oysa ki ben severim karpuz yerken ağzımda çekirdeklerini saymayı; damaklarımın arasında ezip suyunu çıkarmayı..

-Sigara ve dudaklarım çok sevişiyor bu aralar. Nikotinli dudaklar bağımlılık da yapmıyor zaten varsın onlar sevişsin bari.

-Sıcaktan bunalan bedenimi serinletmek için camı çerçeveyi açıyorum. Açık büfe oluyorum sineklere. Çözümü bulduk “evrakaaaaa” diyerekten. Sineksavar program varmış meğerse, pc başında yaşayanlar için.

-Saçlarımın karnıma değdiği zamanlarda “ilerde kel olursun sen” diyenleri gırtlaklayabilirdim. Şimdi ise, yaşı 40′ı geçmiş ve tepesinde amazon ormanı  gibi gür, kıl diyarı taşıyan bir ademoğlu görünce boğazlayasım geliyor.

-Issız bir adaya düşesim var; yanımda üç şey ile birlikte. Denize nazır iki ağacı birbirine bağlayacak ve bana beşik olacak bir hamak, içerisinde klasik müzik, etnik küba müzikleri ve en sert metal parçalarını arşivlemiş olan bir mp3 çalar ile bir sandık dolusu kitap, ama sandık kocaman olmalı..

-Beynimin gri hücrelerini öldürmeden evvel, kenefte ansiklopedi okumaya bayılırdım. ”C-Ç” de kalmıştım vakti zamanında. Galiba hep de orada kalacağım.

-Sabah erkenden kalkıp, çocuklarla beraber oyun oynayacağım bir gün. Önce oyuncak arabalarla oynayacağız, arabalarımıza garajlar yapacağız. Sonra bilyelerimizle kuyu oynayacağız. Onu da bitirince gazoz kapaklarına, sigara kağıtlarına geçeceğiz. Sonra oyuncak tabancalarımızı alacağız ve savaşacağız. Olmayan mermilere rağmen, “dıkşııın” dememizle “ta ta ta ta ta” dememizle birbirimizi vuracağız. Kavga edeceğiz “önce ben vurdum” diye. Hafiften yağmur yağacak. Çivi saplama oynayacağız. Yağlı kayışımla çocukların popolarını kızartacağım. Alman kalesinde topu havada tutacağım. Zıldırzımba 1,2,3.. Çaldırı çömlek patladı, sobeeeeee… Borularımızın içine nohut veya iğneli külah yapıp tavuklara, kedilere atacağız. Isırgan otlarına çiçekler yerleştirip, sigara jelatinine sarıp koklasınlar diye kızlara vereceğiz..Sonra bütün çocukları anneleri çağıracak akşam oldu diye. “Evli evine, köylü köyüne evi olmayan sıçan deliğine.”

Kronik sıkıntı

                  ucupi.gif

Bu aralar bir hayli yoğunum. Bir taraftan www.ucupi.com  projemizi hayata geçirmek için yoğun bir şekilde çalışıyoruz, diğer taraftan da yaz okulu bütün vaktimi alıyor. Ama can sıkıntısı geçmek bilmiyor. Bilgisayarımı açtığımda şöyle bir msn’ime bakıyorum. Hep aynı kişiler, saatleri bile belli oldu artık zihnimde. Şu saatte x şahısları, bu saatte y şahısları. Görmek bile istemiyorum, hele ki muhabbet etmek, hiç istemiyorum artık.

worms.jpg quake3.jpg

Kendi kendime yazdığım sıkıntı giderici reçeteyi uyguluyorum. İş arasında ya worms ya da quake oynuyorum. Ondan da sıkılıyorum bir süre sonra. Bu sefer de Naruto’ya (anime) dalıyorum. O da kesmiyor, bu da kesmiyor. Sıkılıyorum, bunalıyorum… Galiba kronikleşti bende bu sıkıntı..  

                  naruto.jpg



Copyright © buzcevheri.com 2007-08 WordPress'in desteğiyle. Ayrıca, çamasır suyu ile yıkanmış skD Theme kullanılmıştır.