Her zaman trenle yolculuk yapmayı daha çok severim. Ama bu sefer, yolculuğum pek güzel neticelenmedi. Eskişehir’den Ankara’ya doğru gelirken Beylikova mevkiinde soğan yüklü kamyona çarptık.
Olayın öncesinde Jack London’un “Yol” adlı kitabını okumaktaydım. Kitabın tren yolculuğu kısmında uyku bastırdı. Gözlerimi kapadım, tam dalacaktım ki trenin uzun uzun çalan korna (artık ona korna mı denir ne denir aklıma gelmedi) sesini duydum. Sonrasında şiddetli bir darbeyle trenin hafif yukarı doğru kalktığını hissettim. Işıklar gitti. Bir an için trenin devrildiğini hissettim. Allahtan devrilmedi ve tren durdu. İndiğimde trenin soğan yüklü bir kamyona çarptığını anladım. Lokomotif kısmı raydan çıkmıştı. Ve lokomotifin içi tamamen soğanla dolmuştu. Yolculardan birkaçı çarpmanın ekisiyle hafif derecede yaralandılar. Makinistlerden birinin kafası kanamaktaydı, diğerinin ise elinde hafif yaralar vardı. Lakin kamyon şoförü oracıkta ölmüştü. (Allah rahmet eylesin..)
Üniversiteden mezun olma çabası nedeniyle epeydir ilgilenemedim. Kısa bir zaman sonra, uzunca bir süredir beklediğim bu anı doyasıya ve yüzümde gevrek bir tebessümle yaşayacağım inşallah. Sonrası biraz daha rahat bir buzcevheri burada olacak. Şimdilik aşırı dozda stresi vücuduma enjekte etmekle meşgulüm.
SOS, Uluslararası Mors Alfabesi acil durum sinyalidir(···———···). Bu acil durum sinyali ilk kez Alman hükümetince 1 Nisan 1905′de yürürlüğe konmuş, Uluslararası Radyotelegraf Konvansiyonu tarafından 3 Kasım 1906′da kabul edilmiş, 1 Temmuz 1908′de yürürlüğe konmuştur.
SOS’in açılmış biçimi şu şekillerde görülmektedir:
“Save Our Ship” (Gemimizi Kurtarın)
“Survivors On Ship” (Gemide Hayatta Kalan Var)
“Stop Other Signals” (Diğer Sinyalleri Durdurun)
“Save Our Souls” (Ruhlarımızı kurtarın)
Morsta, alıcı istasyona gönderilen harf/sayı ve işaretler birbirine karışmaması açısından belli bir bekleme yapılarak transmit edilirler. SOS sinyalinin diğer tüm karakterlerden ayrılan farkı; bekleme yapmadan, sanki tek bir karakter gibi peşpeşe gönderilmesidir ki morsta başka böyle bir yapıya rastlayamazsınız.
…—…(arada asla bekleme yapılmaz)
Tükenmez kalem ve dolma kalem
Kalemin tarihi yazıdan da eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafindan biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3 bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi ise basınç nedeniyle dışari akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı’nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır.
Ateş böcekleri
Ateşböcekleri genellikle kısa aralıklarla yanıp sönen bir ışık saçar; bu ışığın yanıp sönme ritmi, erkek ile dişinin buluşmasını sağlayan işaret sisteminin bir parçası ve ateşböceklerini öbür ışık saçan böceklerden ayırt eden bir özelliktir. Işık saçmasının hızı, sıklığı ve dişinin erkeğe yanıt vermesinden önce geçen süre özel anlamlar taşır. Bazı uzmanlar bu parıltının ayrıca bir savunma mekanizması olduğunu ve saldırgana ateşböceğinin acımsı tadını anımsattığını öne sürerler. Oysa, bu önleme karşın, bazı kurbağalar o kadar çok ateşböceği yer ki, sonunda kendileri de ışık saçmaya başlar.
Işık organları karın bölümünün son kısmında bulunur. Saydam bir kütüküla tabakası ile örtülüdür. İç kısmı fotojenik hücreler ve otomobil farları gibi ışığı yansıtıcı bir tabakadan müteşekkildir. Işık organında üretilen yağa benzer Lüsiferin maddesi Lüsiferinaz enziminin katalizörlüğünde kademeli olarak oksijenle yakılır. Bu kimyasal olayda ışık meydana gelir. Hava oksijeninin kontrollü tüketimine bağlı olarak ışık zaman zaman yanıp söner. Bu yanıp sönmeler eşlerin birbiriyle haberleşmesini sağlar. Ateş böceğinin ürettiği ışık, yavaş yavaş meydana gelen oksitlenme sonucu kimyasal enerjinin ışığa dönüşmesidir. Çıkan ışık tamamen soğuktur. Isı kaybı yoktur.
- çok şey biliyormuş havalarındasın. bilgi nedir?
- mümkün olduğu kadar az şey bilmektir.
- ne demek o?
- bilmiyorum efendim
Charles Bukowski‘nin yaşayış tarzı birçok erkek için belki de özenilen bir şeydir. En cazip gelen yanı da kesinlikle kadınlara dair olan kısmıdır. Kendini kitaplarındaki “Henry Chinaski” adlı karakteriyle özdeşleştiren Bukowski’yi okursanız eğer; hayatının yapı taşlarının kadınlardan, alkolden, at yarışlarından ve sigaradan oluştuğunu hemen anlarsınız. Zaten anlaşılmayacak gibi de değildir. Bukowski’yi okumaya devam ederseniz bütün kitapları birbirine benzemeye başlar. Hepsi; küfürbaz, serseri, ayyaş, kumarbaz, kadın delisi ve iş hayatında dikiş tutturamamış olan Bukowski’nin izdüşümüdür. Toplumsal değerlerden ve şahsi tabularından rahatlıkla sıyrılabilmesi ise onu serseri yapan yanları. Ama severim onun kitaplarını. Bir solukta biten, kafa dağıtmak için ideal kitaplardandır benim için.
Bukowski’nin “Factotum” adlı romanından uyarlanmış aynı adlı filmi izledim dün gece. “Henry Chinaski” karakteri içinse Matt Dillon uygun görülmüş. İyi ki de öyle olmuş. Mükemmel bir oyunculuk çıkarmış. Sevmem ben fazla hareketli, vurdulu-kırdılı, harala-gürele filmleri. Belki biraz ondan, biraz da Bukowski severliğimden olsa gerek sevdim filmi.
“Gülmenin moda oldugu bir devirde ağlıyorum,genç olmanın moda oldugu bir devirde yaşlıyım, seni sevmenin daha az cesaret istediği bir devirde senden nefret ediyorum ”
“Sabaha karşı 2’den sonra kimse çirkin değildir ”
“Yalan söylüyorum ama inan bana bu doğru ”
“Boktan birşey olursa unutmak için içersin, iyi birşey olursa kutlamak için, hiç birşey olmamışsa olsun diye içersin ”
“İnsanların hakkımda ne düşündüğünü önemsemeyerek hayatımı on yıl uzattım. ”
“İnsanların yanında mutlu değilim, yeterince içersem kayboluyorlar. ”
“Kimsenin ıstırabı olması gerektiğinden fazla değildir ”
“Bizzat insan ırkı üzerine yazarken bile onlardan uzak kaldığımda kendimi daha iyi hissediyorum; iki santim uzakta olmak bile iyidir, iki mil uzakta olmak harika, ikibin mil uzakta olmaksa mükemmel …”
Son Yorumlar