MafiAMax blog tarafından başlatılan mim zincirine dahil olan Flynxs dostumuz, zincire bizi de dahil etmiş. Biz de zincirin bir halkasına dönüştükten sonra bir iki dostumuzu dahil ederiz. Artık nereye kadar giderse..
Mim konusu: “Blogun Hayatımızdaki Yeri”
Cevaplanacak Sorular:
1-Blog yazmaya ilk defa nasıl başladım?
2-Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
3-Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
4-Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
5-Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
İlk defa böyle bir olayın (mim) unsuru oluyorum. Aslında mim konusu güzel olmasa umurumda dahi olmazdı. Sorular güzel, cevaplara geçelim:
• Blog yazmaya daha önce de bahsettiğim gibi ONALTIKIRKALTI’nın Naylondefter blogu sayesinde başladım. Düzenli olarak hergün girip baktığım bir blogdu. İşin komiği o zamanlar blog nedir bilmezdim. Bir gün nd’nin “navbar”ındaki “create your blog” ifadesine tıklamamla buralara kadar geldik. Daha sonra onu gözlemleyerek, ondan öğrenerek ve onun tavsiyeleriyle kendimizi geliştirdik.
• Yazılarımın konusunun belli bir çizgide olması için elbette çaba gösteriyorum. Ama içimden geldiği gibi de yazıyorum. Özellikle politik ve gündem yazılarından uzak durmaya, popülerlik dışkısına katkıda bulunmak istemiyorum. Birkaç yazıdan sonra, kesinlikle görsel unsurlar koymaya özen gösteriyorum.
• Blog yazmak için gündelik hayatımdan birşeyler feda etmiyorum. Eğer blogum olmasa çok saçma işlerle uğraşırdım. En basitinden saatlerce oyun oynayabilirdim. Şimdi ise gerek yazacağım yazı için yapacağım araştırmalarla, gerekse takip ettiğim bloglar vasıtasıyla ufkumu genişletiyorum. Böyle bir şey için gün içinde bazı şeylerden feragat etmeyi de kayıp olarak görmem açıkcası.
• Blog yazmak zorunlu bir hal aldığını düşünmediğim eğlenceli bir uğraş. Başkalarından çok kendimi tatmin ediyorum.
• Sorulardan tek beğenmediğim buydu. Geleceğe yönelik ve cevabını benim de bilmediğim bir soru. Gittiği yere kadar deyiverip kenara çekilelim.
Beş soru ile bölünerek cevap aranan mim konusunu da tek başına soru olarak değerlendirmek isterim. Blogların hayatımızdaki en önemli yeri nedir?
Elcevap: Sanal dünyada sesini duyurmak, eskiden çok zor olmasına rağmen, bloglar vasıtasıyla şimdi çok kolay. Kodlar konusunda bilgisi olmayan en basit ademoğlu bile, çok güzel ve özgün bloglara sahip olabiliyor. İnsanlar başkalarının sitelerinde, forumlarında yazılar yazmak yerine kendi bloglarının efendisi haline gelebiliyorlar. Bu gelişme aynı anda rezil-i rüsvan blogların oluşmasına da neden oluyor tabi. Özellikle en rezil blog olarak gördüğüm Türkçe katili blogları buna örnek gösterebilirim. Ama sanal ortamda bulunmak onlara dahi yarıyor. Eleştirilerle, kendi hatalarını düzeltiyorlar ve düzeliyorlar.
Nitekim; “Blogun Hayatımızdaki Yeri” konulu mim görevini yerine getirdikten sonra, biz de birilerini mimleyelim.
Mimlediklerim: karelidefter, plastikdeformasyon, vişneağacı, onurpay.
Mimlediğim blogların konu hakkında “hiç işim olmaz” keyfiyeti olduğu gibi, “dur ben de yazayım” veya “ben bu mim konusundan farklı şeyler anlıyorum, onlardan bahsedeceğim” keyfiyeti de var.
Sevgiler, saygılar..
- Lyn
teşekkür ederim, katılımınız için. mim dalgasını yerinde değerlendirmelerinizle güzel bir yazıya dönüştürmüşsünüz. zamanı başka şeylerle oyalanarak harcamaktansa, bloguyla ilgilenerek kişinin ... - ONALTIKIRKALTI
işyerimdeki son bir haftamda cehennem azabı devam ediyor ve şu anda yeni yerime geçmeden önce hem burası hem orası hem ...
Son günlerde edindiğim bilgilerden beni en çok şaşırtanı yazmak istedim.
Malumunuz ABD, İkinci Dünya Savaşı’na kimilerine göre önceden haberli olduğu Japonların Pearl Harbor saldırısı gerekçesiyle girmişti. Aslında savaşa girme kararı, altı ay öncesinden, İngiltere’nin savaşı sürdürecek parası kalmadığını belirten Churchill ile Amerika başkanı Roosevelt’in Kanada kıyılarında bir savaş gemisinde yaptıkları gizli bir toplantıda alınmış. Toplantıda ABD başkanı Roosevelt, Churchill’den, savaşa girme karşılığında bütün masrafları ve faizleri ABD’ye ödeyeceğine, ayrıca İngiltere’nin sömürgelerindeki özel ticaret haklarından vazgeçeceğine dair taahhüd alır. Karayipler’de ve Kanada’da kimi askeri üslerini de ABD’ye devreden İngiltere, ABD’nin savaşa girmesi karşılığında, %2 faizli elli yıllık borcunun son taksidini 29 Aralık 2006 tarihinde ABD’ye ödemiş.
Ne kadar trajikomik değil mi?
Aslında etrafımızda dönen çoğu şey birilerince döndürülüyor. An itibariyle çok önemli olanları yıllar sonra öğrendiğimizde, “trajikomik” diyebilecek kadar bir önemi kalıyor.
- Onur ALMIŞLAR
Öyle gerçekten.Artık kim kimdir bilemiyorum?JFK ardından kardeşi "Boby" ikiz kuleler vs. Ben bazı yardım ve çevre örgütlerininde aslında hiçte yardım ve ... - ONALTIKIRKALTI
savaşlar, ölümler, sınırlar, bilim vs... her şey ama her şey şu illet paranın etrafında dönüyor. erdemli ve iyi ahlaklı insanların ...
Beş gündür sigara içmiyorum.
İlk üç günüm ilginç geçti. Bürodan çıktığımda hava kararmış oluyor. O sırada her yeri zifiri karanlık gördüğünüzü hayal edin. Sadece sigara içen insanları gördüğünüzü düşünün, diğer bütün insanlar ve objeler yok. Sadece sigara içenler.. Sigaranın ateşiyle aydınlanan yüzleri gördüğünüzü düşünün. Kabus gibiydi ama geçti herhalde.

Kendisini dudağımın bir uzantısı olarak görüyordum. Onbir sene boyunca da öyle gördüm. Ama yeter artık, bu kadar efendilik ona çok bile.
Çay-kahve içtikten sonra, yemek yedikten sonra bir sigara, sabah kalk, akşam yat bir sigara, onu yap-bunu yap bir sigara eeeeeeehh yeter…
Yıllar sonra deyim yerindeyse piç gibi bıraktım onu. Çayımı, kahvemi onsuz içiyorum. İnadına şeker de atmıyorum artık. Zift gibi içiyorum. Beynim nasıl kıvranıyor, vücudum nasıl dile geliyor;
-Bak şu güzelim kahve ile bir sigara ne güzel gider..
-Hayır. İçme sakın. Sağlığını düşün. Artık çok sağlıklı olacaksın. Paran da sana kalacak.
-Ya saçmalama.. O senin her zaman yanında oldu. Hadi yak bir sigara. Bak kahve kardeş de istiyor.
-Hayır içmeyeceksin. İradenin ihtişamını herkese göster.
İçmeyeceğim. Hatta şimdi kalkıp, kendime zift gibi bir kahve yapacağım.
Artık efendi benim.
- tütün düşmanı
Geçmiş olsun. İnşallah tekrar başlamamışsındır. Ben de 14 yıllık tiryakiliğin ardından 6 yıldır içmeyen bir "kurtulanım". Kurtulmak için kaç kere bırakıp ... - Kendimce
Bırakmaya adım atmak en zor olanı. Siz bunu başarmışsınız sonu da gelir inşallah... Bu vesileyle sigara kullananlara bir çağrıda bulunmak ...
Amedeo Modigliani
Uzun zamandır yazmayı planladığım bir yazıydı bu. Bu zamana kadar beklememin nedeni, fırsat bulamadığım için izleyemediğim “Modigliani” adlı filmdi.
Filme değinmeden önce herhalde Amedeo Modigliani’nin kim olduğundan biraz bahsetmeliyim. Kendisi 1884 ile 1920 yılları arasında yaşamış bir ressam. James Dean gibi hızlı yaşa, genç öl felsefesini, o zamanların Fransasında keşfetmiş bir sanat adamıdır. Ciğerlerinden hasta olmasına rağmen bohem hayatın getirisi alkol ve uyuşturucuyu bırakmaması, fırtınalı aşkları, yoksullukla geçen seneleri onun genç yaşta ölmesindeki en önemli etkenlerdir. Döneminin ünlü sanatçıları olan Picasso, Salmon, Jacob, Utrillo ile tanışmış, birlikte resim yapmıştır. Kadınlarla da arası çok iyi olan sanatçı daha çok portre ve nü tablolar yapmış. Kendine has tarzıyla hemen dikkat çeken Modigliani resimlerinde, uzun boyunlu ve kontur hatları kalınlaştırılmış kadınlar yer alır.

Amedeo Modigliani 1920 yılında yoksullar hastanesinde ölmüş. Kendisine bir çocuk veren Jeanne Hebuterne adlı sevgilisi ise Modigliani’nin ölümünden iki gün sonra intihar ederek hayatına son vermiştir. Hikayenin en acı tarafı ise, sevgilisinin ölümüne dayanamayıp intihar eden Jeanne Hebuterne, öldüğünde henüz 22 yaşında ve hamiledir. Modigliani ve Jeanne, Paris’in ünlü “Père Lachaise” mezarlığında aynı mezarda gömülmüşler.
Çağdaşlarından olan Picasso gibi kendini gösterememiş (daha doğrusu göstermek istememiş), onun kadar ünlü, onun kadar zengin olamamış bir ressam Modigliani. Köküne kadar ayyaş, köküne kadar serseri, köküne kadar aç.. Parasızlıktan bazı tuallerinin arka tarafını dahi kullanmış.
Mick Davis’in yönettiği 2004 yapımı “Modigliani” adlı filmde Modigliani’yi Andy Garcia canlandırıyor. Modigliani’nin hayatı etrafında dönen hikaye ile Picasso’yu, Jeanne’ı ve dönemin Paris’ini tanıyoruz. Gerçekte o kadar olmasa da, filmde heryerden Picasso fırlıyor. Picasso olayı abartılmış ama senaryoya hareket kattığı da tartışılmaz bir gerçek. Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim; Picasso’nun ölürken “Modigliani” dediğine dair bir söylenti var.
Filme dair bir video koyalım:
Modigliani’yi anlatan 1958 yapımı siyah beyaz ”Montparnasse 19″ adlı filmi bulup izlemek ise şart oldu.
- ONALTIKIRKALTI
buzcevheri... yine güzel bir şeylerden haberdar ettin beni, bakalım bu filmi bulabilecek miyim? aslında hiç vaktim de yok ama yine ...


















direğin üzerine yerleştirilmiş olan (tırmanmayı engelleyen) tel örgü benzeri demirleri İsa'nın (resmedildiği gibi) başındaki dikenlerden yapılmış taç'a benzetmek ve tam ...
İlk resim bence en başarılı olanı! Bilmem belkide bilgisayara olan ilgimden onu seçmişte olabilirim :)