Konum > Anasayfa / Archive: Aralık 2007

| RSS

Senin ben taaa ….

03 Aralık 2007 | 1 Yorum | Kategori: Sav

kufurbaz.gif

Bu sabah herkes sol tarafından kalkmıştı. Sadece ben sakindim herhalde. Benim dışımdaki bütün insanlar gözünü açar açmaz dünyanın silsilesine söyleyecek bir ağız dolusu kelimeyi özgür bırakmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu.  

Büroya gitmek için sabah evden çıktım. Bugünün diğer günlerden tek farkı vardı, o da vasıta olarak ilk defa minibüse binmem. En arka koltuğa geçip, Ankara’nın pis atmosferinde yola çıktım. Pis derken kuru bir ayaz, sisli ama güneşli bir hava. Pis değil mi? Hiç sevmem öyle havaları. Güneş olduğunda ısıtmalı, soğuk olduğunda üşütmeli. Arada kalmış olanını sevmiyorum. Herneyse minibüsün hafif buğulanmış camından koşuşturan insanları seyre koyuldum. Trafik ışığında yanımızda duran araç sahipleri, durakta bekleyen insanlar, işine gücüne yetişmeye çalışanların hepsi birbirinden farklı, ama hepsi aynı şeyi yapıyordu; çılgınlar gibi sövüyordu. Ağızlardan küfürlerle birlikte, tükürükler saçılıyordu. Neye, kime? Farketmez.. Minübüs tıka-basa insanla dolu olduğu için durmayan şoföre söven mi dersiniz, binipte oksijensiz kaldığı için söven mi dersiniz, trafikte önündeki araba ilerlemedi diye, arkasındaki korna çalıyor diye küfredenmi ne ararsanız var. Kafamı ne tarafa çevirsem insanların çatılmış kaşları ve kıpırdayan dudaklarıyla karşılaştım.

Bence bugün tek küfür etme hakkı bindiğim minibüsün şoföründeydi. Adam ayakta yolcu alsa olmuyor, almasa olmuyor. Velhasıl üç kez polis durdurdu. İlk polis evraklarını aldı, ikinci polis evrakları alan polisin plakasına bakmadığı için şoföre bir güzel bağırdı çağırdı, sabah sabah stresini adamcağızın üzerinde attı. Üçüncü polis de kükredikten sonra şoförümüz bir zombiye dönüştü. Şu anda kimbilir ne haldedir?

Keşmekeş bir günü daha yedik.
Daha doğrusu o bizi yedi..

Hay ben bu bilgisayarın taaa ….

Etiketler: , , ,

“Su Hayattır”

02 Aralık 2007 | 3 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Henk Hofstra tarafından Hollanda Drachten’de 75.000 Euro masraf yapılarak 4.000 kilo boya ile boyanan 1000 metre uzunluğundaki mavi yol. Yolun bir ucundan diğerine genişliği 8 metre olan harflerle “Water is Life” yazılmış.

blueriver1.jpg

Etiketler: , , , , ,

Talihsiz Tarih -2-

02 Aralık 2007 | 1 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum” kitabında hoşuma gidip altını çizdiğim yerlerden sizlerle paylaşmak istediklerimi sunayım dedim. Yazar hakkında çok bahsediyorum, umarım sıkmıyorumdur. Ama cidden okunası bir kitap olduğunu düşündüğümden bu kadar dürtüyorum. Zaten yorumlardan anladığım kadarıyla çok da kötü yapmıyorum. Çok leziz bir kaç paragraf okumak hiç birşey kaybettirmez.


Egemen düzenin savaş tarihçileri, tarihimiz boyunca yeni taktik ve stratejilerle tekamül ettirdiğimiz savaşların daha “iyisinin” yapılabilmesi için harp akademilerinde en ince ayrıntılarla uğraşırken, aklımızdan geçmiyor savaş tarihi olduğu gibi, neden barış tarihi diye bir disiplin olmadığını sorgulayıp talep etmek, okullarımızda derslerini vermek, üniversitelerimizde kürsülerini kurmak. Böylece kötümserliğe, savaşların kaçınılmaz olduğu düşüncesine kapılıyor, barışın ancak savaşla sağlanabileceği safsatasıyla kendimizi aldatıyoruz.

Kimi tarihçiler, tarihin bireyi değil, bireyin tarihi yarattığına inanırlar. İlk aklıma gelen, Latife Hanım’la dostluk kurduktan sonra Atatürk’ün de hayatını yazmak isteyen, Napolyon, Bismarck, Lincoln, Rembrandt biyografileriyle tanınan, Emile Ludwig. Aynı ekolün Türkiye’de temsilcisi Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk’ün hayatını yazdığı ‘Tek Adam’ kitabında, Ankara’da dinlediğim ve etkisi altında kaldığım konferanslarında, bu görüşü dile getirip, güçlü kuvvetli liderlerin tarihin akışını yönlendirdiklerinden, değiştirebildiklerinden söz ederken, Atatürk ve İnönü’yü şu örnekle karşılaştırmıştı:

Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa ile arasındaki fark sorulduğunda, “Bakın demiş, Ben Çankaya’yı, İsmet de Pembe Köşkü aynı günlerde yaptırdık. Zaman geçti, ikimizin de damı akmaya başladı. Ben ustaları çağırıp çatıyı indirtip yeniden yaptırttım. İsmet, o gün, bugündür, damını yamar durur.”

İsrail’in 2006 yazındaki son Lübnan saldırısında, iki ülke arasında yaşayanların haberleşebilmesi için blog kuran Charles Churman. “En büyük cürüm düşmanını tanımamak, onu insan olarak inkar etmek” demiş. George Orwell de düşmanını tanımasını anlatır. Şehir içi bir çatşma esnasında, bir elinde pantolonu, hayatını kurtarmak için kaçan bir adam görür, ona ateş edemez, “Buraya faşistlerle savaşmaya gelmiştim, ama pantolonsuz bir adam faşist olamaz, o da benden farksız bir insandı” der.

İsraillilerle Lübnanlıların savaş sürerken haberleşmesini sağlayan başka bir blogcu, Mustafa Hamoui’ye göre de:
“Haberleşmek hiçbir zaman kötü olamaz, birisine ondan nefret ettiğini söylemek çok daha iyi, çünkü sana ‘neden’ diye sorduğunda diyalog başlayacaktır.”

Yüzyıllar boyunca krallarımızın, padişahlarımızın bizleri yönetme hakkının Tanrı’dan geldiğine inandırıldık, olup bitenlere Tanrı’nın hikmeti, savaşlarına haktan yana diye baktık. Bugün de savaşların, türümüzde kaçınılmaz olduğuna inandırılmak istiyoruz ki, aitliklerimizin apoletlerini takıp hepsi birbirinden ” haklı savaşlarımız” sürüp gitsin.

Gündüz Vassaf - Tarihi Yargılıyorum

Etiketler: , , , , , , , ,
BZCVHR: Geri 1 2 3 4 5