Bugün ben evde yokken “kızım” dördüncü kattan aşağıya düşmüş. Allahtan birşey olmamış. Annem, korktuğunu ve tir tir titrediğini söyledi; onun dışında birşeyi yokmuş. Üç senelik yaşamı sadece ev ortamında geçti. Pencere ve balkon pervazlarından öteye, sadece düşme sonucu geçebildi. Bu dışarıyla ikinci tanışması oldu. Daha doğrusu ikinci düşmesi. Diğerinde de ikinci kattan düşmüştü. (Bu arada apartman boşluğuna düşmesini saymıyorum. Bembeyaz şey, simsiyah olmuştu. =)

İşte bu KIZIM. Adını neden böyle koyduğumu merak ediyorsanız açıklayayım. Benden önceki sahipleri PITIRCAN gibi iğrenç, tiksinç bir isim verince ben de isim koymamayı tercih edip, onu böyle çağırmayı uygun gördüm. Dişi olması, bir süre sonra onun adı oldu.
Düşünüyorum da acaba “kızım” bunalıma girip de kendi mi atladı? Çünkü en sevdiği köşkü olan, üzerine uzanıp poposunu ısıttığı o eski tüplü monitörümü, ince lcd monitörle değiştirdim. Bu da onda tramvatik bir etki yaratmış olabilir. Yoksa nasıl oluyor da bu denge canavarı düşüyor, aklım ermiyor.

Yeni monitörüm: Samsung 932nw-19″
Monitörümü değiştirdiğimden bahsetmişken, hazır böyle bir fırsatı bulmuşken, hazır gözlerim de huzura ermişken hep istediğim bir belaya da bulaşmış oldum. Üniversite yıllarımda okulu bitirme keşmekeşinde hep bulaşmak isteyip de bulaşamadığım WoW (World of Warcraft)‘a başladım. Bilmeyenler için söyleyeyim WoW dünyada 10 milyon oyuncusu olan dünyanın en büyük sanal dünyası. ( Ne dünyamış ama kaç tane “dünya” kullandım.) Ama ben gerçeğinde değil de TurkWoW adlı Türk sunucusunda oynuyorum. Her ne kadar çakma server (sunucu) da oynasam da, beleşe oynasam da büyük zevk almaktayım. Bilenler hemen diyecektir; “Wow oynuyorsan z.çmışsın artık, anti-sosyal bir humanoide (insanımsı yaratık-oyundan =) dönüşeceksin. Öyle mutasyona uğrayacak kadar vaktim yok arkadaşlar. Baronun iki adet alt kuruluna girmişim. Biri kültür-sanat, diğeri de yayın alt kurulu (Henüz bir toplantı yapılmadı ama, yayın altkurulunun görevi Hukuk Gündemi adlı derginin yeni sayısını çıkartmak.) Her ne kadar bu aralar ense yapmanın cılkını çıkarsam da, bir taraftan büro, bir taraftan adliye, baro dersleri, alt kurullar vs. derken WoW’la yaratıklaşmaya pek bir vaktimin kalacağını düşünmüyorum. Tahminimce bir süre sonra boş zamanım olsun diye yalvaracağım. İşte, asıl o zaman humanoide dönüşeceğim.

Neyse uzun bir aradan sonra kendime dair şeylerden bahsettim. Çok sık olmadığı sürece bunu yapmayı seviyorum. Çok sık olmadığı sürece çalışmayı seviyorum. =) ONALTIKIRKALTI, o dediğin lafı unutamıyorum. Cidden hayat okul varken varmış. Ahh.. Ahh.. Nerede o günler? (Yok kıymetini bilemedik demeye de yüzümüz yok ki; yedi sene üniversite okumuşuz, serseri, pardon öğrenci hayatı yaşamışız.)
Hangi arkadaşımın blogunda görmüştüm hatırlamıyorum ama yazısını şöyle bitirmişti..
Anneee… Bitttiii…
BitNot: “Anneee…Bittiii…” lafını söyleyen arkadaş kimdi ya? Hangi blogda görmüştüm? Bilen varsa söylesin? Recep Hilmi arkadaşım sen de kesin okumuşsundur. Senin kadar iyi blog takip eden adam görmedim; hatta SEO yapmak diye buna denir. Her yerde yorumlarını görüyorum. Sen kesin hatırlarsın.. =)
BitNot2: Pudra söylemişti, hatırlatıldı. (edit: 27 Ocak 2008)
Kamboçya hükümeti iç savaştan 30 yıl sonra, savaş sırasında kullanılan 125.000 adet silahı imha etmek istemiş. Kamboçya Barış Sanatı Projesi kapsamında bu silahlar farklı bir açıdan geri kazanılmış. Ben çok beğendim, daha fazlasına kaynak linkten ulaşın.
Kaynak: www.hemmy.net

Fikir, düşünce özgürlüğü gibi laflar havada uçuşurken erişim engelleriyle insanlara at gözlüğü takılmak isteniyor. Yasaklarla yontulmaya çalışan bir halk var. Çinliye ya da İranlıya benzeyen bir halimiz mi var? Bir iki ahmak yüzünden koca bir grup mağdur oluyor. (Bknz:Youtube Erişim yasağı-Wordpress Yasağı)
Mevzumuz malum Youtube yasağı. Ama yasağın yasak olamamasından, erişim engelini aşmanın yollarından ya da bloglara entegre edilmiş onlarca videonun bu nedenle gözükmemesinden bahsetmeyeceğim. Youtube erişim yasağının nedeni, Atatürk’e karşı yapılmış hakaret içerikli videoların yayınlanmasıydı. İşte bu yüzden konuya ilişkin örnek olabilecek Mustafa Kemal Atatürk’ün benzer bir durumdaki tepkisini örnek vereceğim.
Vakti zamanında H.C. Armstrong adlı meşhur bir Türk düşmanı bir kitap yazar. Bu kitapta, Atatürk aleyhinde, hakaret içerikli kısımlar vardır; bundan dolayı da kitabın ithali yasaklanmıştı. “BOZKURT” adlı bu kitabı merak eden Atatürk, bir gece geç vakitlere kadar kitabı tercüme ettirerek dinledi. İçkisinden, eğlencesinden bahseden ve kendisine yönelik hakaretler içeren bu kitabı sonuna kadar dinleyen Atatürk yorum olarak şunları söyler;
“Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsade edilsin ve memlekette okunsun!”

Görüldüğü gibi öznesi kendisi olan bir durumda dahi Atatürk latife ederek olaya yaklaşmış ve yasağın kalkması üzerinde durmuş. Hakaretlerin önünü kesmeye yaramayacak sansür niteliğindeki bir yasaklamayla ne gibi bir sonuca ulaşılır ki? Bir kürdan için koca ormanı buduyoruz. İnsanımız da yasaklara alıştı artık “gık” demiyor. Halkımızın gözünü bağlayalım yeter mantığı olduktan sonra daha çok erişemeyiz.
Erişim Notu: Youtube erişim engelinin bir süre daha devam edeceğini söyleyebilirim. Ankara 12.Sulh Ceza Mahkemesi’nin yasağı kalkmasına rağmen Sivas 2.Sulh Ceza Mahkemesi’nin cezası aynı gerekçeyle uygulanmaya başlandı. Bunların dışında da benim bildiğim Ankara 7.Sulh Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu henüz uygulanmayan bir karar daha var. Bunun gerekçesi de Emine Erdoğan’a hakaret içeren videolar.
1- Burada benim ne işim var ?

2- Kimin benle işi var ?

3- Ortada bir b*k var mı?

4- Bu b*kun benle alakası ne ?
« Gizle
İşte geniş kapsamlı ”Yüce G” (google) araştırmalarından biri daha. Toplum için çok önem arz eden bir konuyu daha gözler önüne seriyorum. =) İtinayla araştırıp, bulduğum her türlü ihtiyaç düşünülerek yapılmış hebele hübele.. Dam üstünde saksağan..
Son Yorumlar