Bir berber bir berbere -2-
Çocukluğumda kafamı iki kez yarmıştım. İkisi de aynı yerden yarılmıştı. Yani kafamı yararken, ömür boyu iz kalacak yer konusunda güzel bir tasarrufa girmişim. İlki faal durumdaki bir salıncağın önünden geçerken olmuştu, ikincisi de mahalleye döşenen kanalizasyon tesisatı için getirilen koca boruların üstünden düşme neticesinde.
Yaklaşık altı senedir saçımı kendim kesiyorum. Arkaları kesmek zor oluyordu ama alıştım artık. Hoş yanlış kessem de, soylu makak maymunun pembe kıçına çevirsem de umursayacak bir karaktere sahip değilim. Velhasıl geçen gün öyle de oldu. Babamın emektar traş makinesi var; hani şu berberlerin kullandığı elektrikli versiyonları çıkmamışken elle “şak şuk” yapılarak kesilenlerinden. (İyisi mi ortaya bir görsel koyayım.)

Neyse bu traş makinelerine, saçı kesmek istediğiniz uzunluğa göre aparat takıyorsunuz. 3 numara (okul traşı), dört numara, SIFIR numara (kabak, ayna, cılcıbıl)…. vs. Bizim alet eski olduğundan takılan aparatlar gevşek oluyor, düşüyor falan…
Saçımın yan taraflarını bir güzel 3 numaraya vurdum. Üstleri biraz kısalttım. Aaa o da nee? Yanlarda biraz kalmış mı ne? Hemen onu da alayım derken… İşte tam o sırada, makineyi kafama dokundurmamla bir farklılık hissettim, gözlerimi kapadım, dişlerimi sıktım ve sıkmış olduğum dişlerin arasından bir “hass.ktir” çıkartıverdim. Makineye bir baktım ki 3 numara aparatı düşmüş, 0 numarayla kafama ince bir giriş yapmışım. Dakika geçmeden “aman s.ktiret, iki güne uzar ne de olsa” modunda işimi bitirip ortalığı topladım.
Peki ilk paragrafla, saç kesmenin ne alakası var derseniz? İlk paragrafta bahsettiğim hani o güzide yara izi vardı ya, işte o yarıkla birlikte, kaza neticesi kırptığım, cıbıl ettiğim kafamın o kısmı arasında aşağıdaki gibi bir birliktelik oluştu. Hoşuma gitmedi desem yalan olur.

Bu arada saçlarım falan uzadı tekrardan.
İstersen bunu da oku:
http://www.buzcevheri.com/berberistan/
Yazıyla Alakasız Yazı:
Aşağıda resmini gördüğünüz alet sayesinde halk otobüslerindeki yolculuklarım eğlenceli bir hal alır oldu. Artık hem bangır bangır müziğimi dinleyebiliyorum, hem de kitap okuyabiliyorum. Bu alet tam aradığım şeymiş vallahi. Onaltıkırkaltı ustamızın tavsiye ettiği, blogunda bir kaç yazıya kaynak olmuş olan “Sultan Abdülhamid’in Hatıra Defteri” adlı enfes kitabı e-kitap şeklinde okumaktayım. “Kızıl Sultan” diye lakap taktıkları Sultan Abdülhamid’in kendi elleriyle yazdığı bir hatırat. Kendine hayran bırakıyor.. Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Basılı halini okumanızı tavsiye ederim. Kitap kokusu ayrıdır neticede.. Lakin dediğim gibi ayakta ve kalabalık bir otobüs yolculuğunda bu tarz küçük aletler süper iş görüyor.
















