Flashback düşünceler ve Andrzej Dragan manyağı
Zaten kayık olan şaftım bu ay iyice mevlasını buldu. Hele bu aralar dosyalar arasında elim sende oynuyorum. Alışmadık popoda durmayan dona ne kadar kemer takarsanız takın, yine o hodgam kıçın çatalı gözüküyor işte. Senelerdir istediği saatte yatıp, yellene yellene zıbarıp, sonra da ağzı burnu yamulmuş, göbeğini kaşıya kaşıya uyanan buzcevheri’nin metabolizması çok asi çıktı. Akrep ve yelkovanı iplemediğim günleri mecburen sonlandırmam lazım. Saatlere ve çalan alarmlara ana avrat iyi dileklerimi sunacağım, “Hay …. ne çabuk sabah oldu?” deyip zıplayarak uyanacağım aşamaya geçmek zorundayım. Geçmek zorundayım lakin dediğim gibi metabolizma asi çıktı. =)
Adliyede sıra beklerken oturduğum koltuğa benden önce kaç poponun değdiğini düşünmek gibi abukluklar içinde buluyorum kendimi. Ya da o koltuğun daha önce dalıyla, budağıyla, yaprağıyla nerede ağaç olduğunu. Ya da o gölgesinde koşuşturan börtü böceği. Kendimi tabiatın “flashback”lerinde pozası çıkmış bir halde buluyorum. Nedense bu bana çok oluyor. Diyelim ki 88 model IKARUS marka körüklü belediye otobüsünün tozlu koltuğuna oturmuş gidiyorum. Bir anda beynim kurguya başlıyor. Oturduğum koltukta benden önce oturan hiç bilmediğim insanların tiplerini hayal ediyorum. Bir tanesi pencereden kayan evleri arabaları seyrediyor, bıyıklı bir amca terleyen apış arasını rahatlatmak için çaktırmadan azıcık kalkıp orasını burasını çekiştiriyor, liseli bir ergen kafasını cama dayayıp otobüsün motor gürültüsünü nini yapıp sızıyor, çemçük suratlı bir genç ”aha yaşlı bindi iyisimi uyuyor moduna gireyim” diyor, dekoltesi dikizlenen bir bayan asık suratıyla oturmuş “durağım gelse de insem” diyor. VS. VS. Hasta bir kişiliğe sahip olduğumu ben zaten biliyordum da yedi düvelin icazetini alayım istedim.
Geçenlerde yazacağım fakat bir türlü yazamadığım bir yazı vardı. Madem yazı yazmaya vakit bulamıyorum hazır elim değmişken onu da bu yazının arasına sokuşturayım. Birkaç gün önce bulduğum, gördüğümde çok şaşırdığım görseller oldu. Yapan eden adamı buldum buluşturdum. Adamın adı Andrzej Dragan. 1978 Varşova doğumlu bir portre fotoğrafçısı. Aslında kendisi kuantum fiziği üzerine eğitim almış ve uzun yıllar profesör asistanlığı yapmış bir insanoğlu. 2003 yılında fotoğraf çekmeye başlıyor. Ünlüleri çektiği fotoğraflarıyla kendi de ünlenmiş.(Bknz. en sondaki David Lynch fotosu) Müzisyenliği de olan bu adam Marilyn Monroe, Adolf Hitler ve Bruce Lee‘nin fotoğrafları üzerinde oynayarak “yaşlansalar böyle olurdular” demiş. İşte burada da ZİTESİ.








Yazıyla Alakasız Yazı:























13 Haziran 2008 saat 08:01
İyiki yaşlanmamışlar
Valla ilginç geldi bana senin şu düşünceler.Asıl bunlardan bi film çeksek.Blogun laneti diye =)
13 Haziran 2008 saat 22:56
ışığın dramatik etkisine bayıldım. Andrzej abimiz süpermiş.. nasıl bir internet avcısısın da buluyorsun bunları. helal valla.
13 Haziran 2008 saat 23:29
Bencede nautilus’a katılıyorum napıyorsunda buluyorsun bunları.senin şu düşünceler varya şimdi bende de tepişmeye başladı birşeyler…mesela buzcevheri’nin mesleği aslında ne? =)=)
14 Haziran 2008 saat 00:22
@ZehirliÖrümcek
Yalnız çok profesyonel yaşlanmışlar dieğil mi?
@nautilus
Bir yerde birşey görüyorum, sonra onun dıdısının dıdısına bakıyorum hoppala bir bakmışım bu tam bir cevher. Bazen de sürekli takipçisi olduğum sitelerde yakalıyorum. Bularken çaba sarfetmiyorum da yazarken daha doğrusu görselleri yerleştirirken üşengeçliğim tutuyor çok.
@merve(mj)
buzcevheri’nin asıl mesleği henüz olamadı. Avukatlık stajını yapan bir homo sapiensim işte. ^^
14 Haziran 2008 saat 00:26
@Buzcevheri, aynen öyle hemde ne profosyonel ama! Senin blogta bu yazıyı okudukta sonra bu gün bir gazetenin arka sayfasında bir reklam vardı! Eminim ki bu kişinin yaptığı bir yaşlandırma çalışmasıydı! Ozaman dedim ki; Eyvallah Buzcevheri, demek ki biz ilerdeyiz bir adım
15 Haziran 2008 saat 18:54
işte bu yüzden yaşlanmadan ölmek istiyorum
16 Haziran 2008 saat 08:07
Ben de neden böyleyim ben bu tür garip şeyler düşünüp duruyorum diyordum. Neyse biri daha varmış
Bu zihin zıplamalarından, aklın senaryolarından, olmayacak dağlarda seyrinden yoruldum ben yahu artık. Önce eğlenceliydi ama şimdi zihnimde fazla çer çöp birkmeye başladı. Kulaklarımdan taşacak diye korkuyorum :)) Yahu otobüse bindik diğer adamlar gibi camdan dışarıya bak ne bileyim “karnım aç” diye düşün ve buna benzer şeyler. Rahat rahat… Di mi ama?
17 Haziran 2008 saat 17:12
Bende toplu taşıma araçlarında sıkılınca etrafımdaki insanlara rol biçiyorum, ne kadar görünüşleriyle alakasız bir rol buluram o kadar eğlenceli oluyor.
Önce kişinin sıfatını hafızama kazıyorum, sonra misal karşımda eğri büğrü yaşlı bir adam varsa ona elinde ağır makinalı tüfekle camdan dışarıyı taratıyorum, gömleğin önü açık böyle kaslar fışkırmış, suratta Stallonevari bir ifade ile. Bazen mülayim görünümlü bir teyzeyi Hannibal kılıklı bir sadist yapıyorum, suratına pis bir gülümseyiş deli bir ifade katıyorum, eline bıçak tutuşturuyorum, kahkahalar atarak yanındaki adamı gırtlaklatıyorum. Zihnimi photoshop gibi kullanıyorm. Deneyin bak zamanla geliştiriyorsunuz kendinizi, hayal gücünüzün neler yapabileceğine hayret edersiniz.
Bu arada Manitu günah yazmasın ama Marilyn Monroe’yu görünnce “iyi ki ölmüş” diyesim geldi.
31 Temmuz 2008 saat 11:12
Photo Digital’in 57. sayısında kendisiyle yaptığım röportaja ulaşabilirsiniz. İçerisinde tam çerçevelik fotoğraflar var…