cemaat.jpg

• Çocukluk arkadaşlarımdan biri imamın oğlu olunca oyun mekanlarımızdan biri de caminin içi oluyordu. Böyle bir mekanda neler oynanır?

a) Biri imam olur, diğerleri cemaat.. =) İhtiyaç duyulan herşeyin mekanda bulunması bu oyun için biçilmiş kaftandır.
b) Bruce Lee izleyen çocukların hiç bilmedikleri halde kıçlarından uydurdukları “uçan kafa atan maymun” tekniği ve varyasyonlarını heryeri halı kaplı bu mekanda birbiri üzerine tatbik etmesi.
c) Caminin fazla yüksek olmayan ikinci katından aşağı atlamaca.. Atlayamazsan bir daha cami içi oyunlarına alınmazsın. Ödleksindir..
d) Tespihlerin hepsini toplayıp, uzaktan tespihliklere geçirmece oyunu.. Bu oyun daha sonra birbirimizin kafasına tespih geçirmeye dönüşürdü.

• Çocukluğumun en önemli dizilerinden biri Uzay Yolu idi. Yıldız gemisi Atılgan’ın koruma kalkanı gibi abdestinde insanın etrafında bir kalkan oluşturduğunu düşünürdüm. Ve yellenme sonucu çıkan en ufak bir gazın bu kalkanı yok ettiğini hayal ederdim. Müminin seyir defteri 1987:

“Bugün hiç pırt yapmadım.”

• Cami hocasının yazları verdiği Kur’an kursuna bütün çocuklar gibi, her yıl ben de giderdim. Nasıl gitmeyeyim; bütün muhabbet, eğlence, gırgır şamata orada. İtiraf ediyorum ki; hocadan dayak yiyene katıla katıla gülen, o idiot çocuk grubu arasında ben de vardım. Hatta okuyamayanlara iyi dayak atsın diye her sabah uzunca bir söğüt dalını imama biz hediye ederdik. Bakkal Ömer amcanın oğlu Süleyman’ın duaları okuma sırası gelince, kendisi dahil hepimiz gülmekten yarılırdık.

“Eyütü billahiminesseytaniyyaadim bitmillahi yahmani yahiimm”

• Arkadaşlarla birlikte her yaz tatilinde bir gazla namaza başlardık. Bizim için oyun gibi bir şeydi. Namaz kılmaya camiye gider ve en ön saflarda dedelerin arasında namaz kılardık. Bu evre genellikle iki hafta sürer ve bunun ilk haftasında arka cebimizde takke, diğer ceplerde de tesbih, misvak, hacı yağı ve miskten oluşan mümin gereçlerimiz olurdu. İhtiyarlara hacı yağı veya misk ikram etmek en önemli eylemlerimizdendi.

- God bless you yavrum..
- Amin beyamca..

• Arka mahallede “Yumurta kafa Osman” vardı. Kafa şekli bozuk olduğu için lakabı buydu. Bütün gün deli gibi oyun oynardı, ama her namaz vakti kesinlikle camiye giderdi. Akli melekelerinde bozukluk vardı, asla laf dinlemezdi. Bizim mümincilik oynadığımız dönemlerde camide hep Osman ile karşılaşırdık. İmam ve cemaat ne kadar kızsa da, yapma Osman, etme Osman dese de her namazın “kamet” kısmını bu yapmaya çalışır, tesbihat kısmında falan lafı müezzinin ağzına tıkardı. Yaşlı insanları model alarak onların hareketlerini falan aynen kopyalardı. Bilmem bilirmisiniz ama her camide sesini arada bir yükselterek dua okuyan birileri olur. Bu tip kişiler hoca vaaz verirken arada bir herkesin duyabileceği ses tonunda “Allaaaaaaaahhhhhhhh çoohhh şşşükürrr” gibisinden lakırtılar eder. Sanki daha içten ve herkese duyurabilecek şekilde söyleyince Cennette köşkü hazırlanıyor. İşte bizim Osman da hiç olmadık zamanlarda bu hareketi taklit ederdi. Şaka gibi bir çocuktu. Dua ve sureleri kısaltarak özet namaz kılması ile ünlüdür. Bir defasında yanımda ve her dediğini duyuyorum..

“Birabbi el azim, birabbi el azim, birabbi el azim” ( Aslında söylemek istediği  üç kez “Sübhanerabbiyelazim”)
“Ettehiyatürülülüt..” ( Aslında söylemek istediği “Ettehıyyatu lillahi ..” diye devam eden ve bu kadar kısa olmayan bir dua. Kesinlikle abartmıyorum çünkü oyunlarımız arasında “Osman Namazı” diye onu ve namazını taklit ettiğimiz oyun bile vardı.)

• Mahallemizin bir numaralı ayyaşı Kahraman’ın nereden estiyse bayram namazına geldiğini hatırlıyorum. Elbette kafa bir dünya. Neyse hoca vaaz veriyor:

- Ey cemaat-i müslimin cennet öyle güzel bir yerdir ki..
Tam o sırada Kahraman ayaklanır:
- Yalancıııı.. Yalancısın sen.. Hıççkk.. Şerefsizsin.. Hepiniz öylesiniz. İ.neler.. Hıççkk..
Sonuç olarak camiden atılan Kahraman şarap şişesiyle bayramlaşıp sohbet eder.

not: Karikatürü Google’a cemaat yazınca görsellerde 4. sayfada buldum. Çizeri hakkında bir fikrim yok..

Yazıyla Alakasız Yazı:

Bir elimde havya, bir elimde lehim biraz önce komşunun antenini tamir ettim. Kıçım dondu. Neyse lehim işi bitince malum muhabbetler:
- Oldu muuuuu?
- Olmadı.. Çevir daha..
- Oldu muuuuuuuu?
- Olmadı..
- Oldu muuuuuuuu?
-
- Oldu muuuuuuuuuuuuuuuuuu?
-
- Oha ya diziye dalmışlar. Bu kadar da yakaladığını izle olmaz ki canım..

Saksıda balık olmak

Bugün çok işim vardı çok.. Valide sultan epeydir ona yardım etmediğim konusunda mızmızlanıyordu, kalktım yardım ettim. =) Her yeri bir güzel süpürdük, toz aldık vesaire derken gözüm oraya buraya serilmiş örtülere takıldı. Zamanında bunların yerinde dantel zımbırtılar vardı. Annem yeni evinde örtüleri upgrade etmiş, daha modernini bulmuş.

- Anneciğim bak bunlar olmamış. Çok kalabalık gösteriyor.
- Oğlum, öbür türlü tozlar gözüme ilişiyor, sürekli toz almak istiyorum.
- Anneciğim şu nikah şekerlerini saklamaktan vazgeç. Bu ne böyle at gitsin.
- Anneciğim vazonun içinde kalem ve tığların işi ne? Yazmayan kalemleri at gitsin.
- Anneciğim o kadar gerçek çiçeğin varken, plastik çiçeğe ne gerek var?
- Anneciğim minimalizm denen bir akım var..
- Ann…ne.. Kem, küm..

Gözlerindeki damarları çatlamış, tek gözü kısılmış hatta seyirmekte, kolları sıvanmış, kafa önde hafif de yana yatmış, sabit bakışlı bir anneden daha korkuncunu ancak öte tarafa varınca, ateşinizi körükleyenler arasında görebilirsiniz.

Kedim de gidince ailecek mallaştık. En çok gitmesini isteyen annemin dahi ağlamaktan gözleri pembeleşti.

- Oğlum eve bir  daha hayvan getirme sakın. Sonrasında çok kötü oluyorum..
- Tamam anne, artık sadece kendimi getireceğim.. =)

funnyfishlarge.jpg

Bu arada annemin çiçekleri arasında en asi saksıya sahip olanını çalıp odama koydum. En asi saksı derken, diğerleri yuvarlakken, bu köşeli. =) Aslında aklımda bonsai ile uğraşmak var ama şimdilik bununla idare edeceğim. Çaldığım çiçeğin ne olduğunu bilmediğimden sordum:

- Anne bu ne çiçeği?
- Bildiğin hurma o..
- Nasıl ya, hurma mı diktin?
- Yok kendi başarısı o. Saksıya hurma çekirdeği atmıştım, bitivermiş.
- Eee anne o zaman bugün yediğimiz hurmalar fidana, fidanlar ağaca..

Yazıyla alakasız yazı:

 

 

-yazısız-

 

 

Görsel kaynağı: burası

İnleyen cümleler -2-

- Sünnet olmuş çocuktan arta kalan gibiyim.

OtoBUS ve ShortBUS

Kısa süreli kaçışlarımın birini daha tükettim ve eve geri döndüm. Otobüsle..

Geçirdiğim tren kazasından beri otobüslerle yolculuk eder oldum. Yalnız otobüsle yaptığım yolculuklarda hissettiğim korkular, trene binme korkum kadar kuvvetlidir. Bu yolculuklarımda da, kafamda fink atan dehşet senaryoları yüzünden bir türlü rahat olamamaktayım. En büyük korkum, bir kaza neticesinde ayaklarımı altına doğru uzattığım önümdeki koltuğun, ayaklarımı ezmesi ve tam o sırada öne doğru fırlayayazan bedenimin bu duruma tezat bir görüntü oluşturması. [anime filmlerdeki rahatlıkla kopan uzuvları düşünün] Bu senaryo her seferinde aklıma geldiği için ayaklarımı şöyle rahat rahat uzatamamışımdır. Seyahatlerimde beni yalnız bırakmayan diğer bir dehşet senaryosu ise yine önümdeki koltukla alakalı. Uyumak için kafamı ön koltuğa koyduğumda, yapılacak ani bir frenin neden olduğu etkiyle bir anda geriye doğru kıvrılan kafamın neden olduğu kırık bir boyun ve tahtalıköye yolculuk. Sürekli kafam arkada uyuma nedenim de budur. Bu şekilde uyuduğum sırada gözlerimi aralayıp otobüsün önünde giden yüklü bir kamyon gördüğümde de uykum kaçar ve üçüncü senaryo bedenimi sarar. Hemen dibimizde giden demir yüklü kamyonun yaptığı ani fren neticesinde ona çarpan otobüsümüzün ön camından içeri giren demirlerin (veya herhangi bir yükün) ağzımdan girip beni koltuğa mıhlaması gibi.. Ne kadar korkunç ve “final destination” tadında sanrılarım varmış..

Yanımda oturan ve üç saatlik yolculuk boyunca sürekli aynı şarkıyı dinleyebilen insanoğlu etrafı seyrederken ben bu senaryolarla çarpışıyordum. Ha, bir de otobüste nasıl uydu yayını yapılabildiğini. Otobüste çizilmiş CD’den b.ktan filmleri izleme devri bitmiş. Nasıl yapılmışsa, ayna gibi kanallarıyla otobüslerde artık uydu sistemi var. Koca yol boyunca otobüsün tepesinde dönerek yönünü sabitlemeye çalışan bir çanak anten tahayyul ettim. (Kesin alakası dahi yoktur =P )

shortbus.jpg

Tavsiye: Eskişehir-Ankara arası yolculuk edeceklere tavsiyem kesinlikle Nilüfer Turizm’dir. Diğer firmalar dıbrışka..
Yazıyla Alakasız Yazı    [ +18]
Sürekli film tavsiye ediyorum ya, şimdi bunun tam tersini yapacağım. “Shortbus” adlı filmi izlemenizi tavsiye etmiyorum. Hele ki homofobikseniz sakın ha! Kabusunuz olabilir..  Film yoga yaparken kendine oral seks yapan gay arkadaşın ağzına-yüzüne boşalmasıyla başlıyor. [Öyykk demeyin! bknz. +18 yazmışız, okumasaydınız.] Daha sonra porno sınırlarını dahi aşan bir yapım mevcut. Film “Shortbus” adlı mekana gelen her cinsten (cinsel tercihten) insanın topluca yaptığı cinsel faaliyetleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Zaten filmdeki bütün seks sahneleri gerçek[imiş]. Ha filmde duygulara da yer verilmiş. Uzun süredir birlikte olan gay arkadaşların ilişkilerindeki dram ve orgazm olamayan bir seks terapistinin orgazm olma serüveni gibi. Olumsuz gibi anlatarak, izlemeyin diyerek, belki de midenizi bulandırarak sizleri meraklandırıp filmi izlemeye teşvik ettim galiba. Galiba?..

Kevaşe Serçe

 serce.jpg

Bugün bir serçe kuşu hayvanının hayatını kurtardım. Kendimi kahraman gibi görüyorum. Salak şey nasıl girmişse yan taraftaki binanın altında bulunan boş dükkana girivermiş. Dükkan dediğim iki katlı kocaman bir yer. Neyse anahtarda bizim hırdavatçı Şenol abideymiş. Aldım anahtarı, açtım kapıyı, başladım kuşu kovalamaya. “Kışt” diyorum olmuyor, “burdan buyurun” diyorum olmuyor. Bu kuş beyinliyi çıkaramadım bir türlü. Benden korkup camlara çarpıp duruyor. Ben de bu kuş hayvanını, telkinlerimle hipnotize ederek mallaştırdım. Sakin bir tonda sürekli “kuuuuş-kuuuuş” diyerekten yanına kadar sokuldum ve sonunda yakaladım lavuğu. “Belki de bir-iki gündür buradaydı; susamıştır bu kerata” diye düşünüp Şenol abinin dükkanda parmağımla su içirdim. Sonra uçsun diye elimi açtım; açtım açmasına da hayvan uçmuyor. Şoka girmiş besbelli. Bu seferde “uuuuçççç-uuuuççç” diyerekten telkinlere başladım ve başarılı oldum. Uçarak önümüzdeki ağaca kondu. Sonra iki serçe daha geldi kondu bunun yanına. Nasıl cıvıldaşıyorlar. Biz de Şenol abi ile yorum yapıyoruz:

B: Abi bak annesi falan herhalde? Nasıl seviniyorlar..
Ş: Olabilir.. Yok lan bak bu kuşlar senin kuşu düdüklüyor.. Hahahahaha..
B: Yok be abi.. Anaaa harbiden lan. Laaaayyyyn..

Ulaaa.. Görüyormusun besbelli kuşu mallaşmış gördüler ondan tiridine banıyorlar. Kevaşe de hiç oralı değil, hatta hoşlanıyor gibi. Lan biraz önce gebermeye yüz tutmuştun, bak şimdi o dal senin bu dal benim zevkten zevke uçuyorsun.

 Kendimi kahraman bir p.zevenk gibi hissediyorum.



Copyright © buzcevheri.com 2007-08 WordPress'in desteğiyle. Ayrıca, çamasır suyu ile yıkanmış skD Theme kullanılmıştır.