Konum > Anasayfa

| RSS

Ayakta binbeşyüz..

13 Kasım 2007 | 1 Yorum | Kategori: Sav

bus.jpg

Buradaki yazımda bir sene boyunca belediye otobüslerinde sürüneceğimden ve yolculuk esnasında okumak için kitap aldığımdan bahsetmiştim. Otobüslerde sürünmeye başladım. Ama görünen o ki, o aldığım kitaplar yolculukta falan okun(a)mayacak.

Otobüslerin oturarak 30 yolcu, ayakta 55 yolcu alma kapasitesi varsa, benim bindiklerimde nedense ayaktaki yolcu sayısı hep 1500. (Mübalağada sınır yok) Küçücük bir akvaryuma konmuş, cama yapışmış onlarca balık gibiyiz. Nefes almak için ağzımızı açıp kapıyoruz. Otobüse dışardan bakanlar, camlara yapışan yanak sahiplerinin kısılmış gözleriyle karşı karşıya kalıyorlar desem yeridir.

Muavin: Ortalara doğru yanaşın. İlerleyin efendim. Bayaan!! Arkalara doğru birer adım daha..Lütfen..
Bayan yolcu: Ayyyyy… Ohaaa.. Herif üzerime çıktı..Ayol daha ne kadar insan alacaksınız? Beyefendi sizde elinizi ordan çeker misiniz? Orası tutacağa benziyor mu?

Burun buruna kalmış yolcu A’nın düşünce balonu: Hımm.. Adam lahmacun yemiş. Keşke istediğimizde burnumuzu tıkama yetimiz olsaydı. Dönecek yerde yok ki? İyisi mi nefes alış-verişimi adamınkine göre ayarlayayım.
Burun buruna kalmış yolcu B’nin düşünce balonu: Ulan lahmacun yedik; kokuyor mudur acaba? Aman kokarsa koksun bu da simit yemiş. Bıyıklara baksana.. Susamdan bir ordu. Ayrıca burnunun üstünde de kıllar var. Offf ya nasibimize bak. Güzel bir kız gelmez de böyle yalı kazığı gelir karşımıza..

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: , , , ,

Çim adamdan sonra…

11 Kasım 2007 | Yorum Yok | Kategori: Tüylüsolucan

Heather Ackroyd ve Dan Harvey adlı iki kafadarın her yeri çimle kaplamak gibi ilginç bir meşgalesi var. İnanılmaz çalışmalarının hemen üstüne hepimizin, bir zamanlar yaptığını düşündüğüm muhteşem sanat eserini de koydum ki daha rahat anlaşılabilsinler.

cimadam.jpg

Bu bizim yaptığımız. =)

heather_dan_9.jpg

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: , , , , , ,

The Origin of Buzcevheri*

11 Kasım 2007 | 7 Yorum | Kategori: Sav

darwin.jpg

Yarın bedenime, alışık olmadığı bir kılıf geçireceğim. Yapacağım staj için kendime birkaç takım elbise aldım. Elbiseyi hemen vücudumla tanıştırdım. Önce kravatı gösterdim. Bir güzel de anlattım. Bak bu gördüğün şey Hırvatlardan çıkmış; eşlerini, çocuklarını savaşa uğurlayan Hırvat kadınları, başlarından çıkardıkları atkıları sevdikleri bu adamların boynuna takıp bir düğüm atarmış. Ben de artık bir nevi savaşa gidiyorum. Ben de, beni seviyorum; o yüzden artık bunu sana takıyorum. (Tabi burada aynayla konuşuyorum.) O sırada kravatı boynuma geçirip bağladım. Ama adem elmam bağırdı feryat figan. Hiç oralı bile olmadım. Yıllardır bu kadar rahatlık görmeleri yeter de artar bile. Eski insanların şıklıkları gözümde canlandı ve haklı olduğumu kendime duyurdum.

-Buna da alışırlar.

Takım elbise giymek hem bana hem de etrafımdakilere garip gelecek.(bknz.fotoprofil) Elbiseyi giydiğimde, Darwin’in evrim teorisini simgeleyen ve artık t-shirtlerin üzerinde bile gördüğümüz, maymundan günümüz insanına kadar geçirilen evrimi gösteren resimde, ilk basamaktan bir anda son basamağa atlamış gibi hissettim.

Bir sene boyunca otobüslerde sürüneceğim için de başlangıç olarak iki adet kitap aldım. Biri çok sevdiğim yazar Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum”, diğeri ise yıllar önce okumuş olduğum Bülent Tanör’ün “Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri”. Gündüz Vassaf en sevdiğim yazarlardan biridir. Herkese şiddetle tavsiye ederim. Hala devam ediyor mu bilmiyorum ama pazar günleri de Radikal gazetesinde yazıyor. Totaliterizm üzerine yazdığı “Cehenneme Övgü” ve “Cennetin Dibi” gibi iki önemli başucu kitabını da kesinlikle okumalısınız. 

Velhasıl nasıl birşey beni bekliyor demiyeceğim çünkü ben birşey beklemiyorum. Şu anda sadece grandtuvalet otobüste kitap okuyacağım; aralarda da staj… =)

*Darwin’in “The Origin of Species” (Türlerin Kökeni) adlı kitabına gönderme.

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: , , , ,

En cani kadınlar

09 Kasım 2007 | 4 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

myra_hindley.jpg 

1-Myra Hindley

“Moors murders” olarak bilinen İngiliz seri katil Myra Hindley ve arkadaşı Ian Brady, Manchester bölgesinde, yaşları 10-12 arasında 3 çocuğu ve 16-17 yaşlarındaki iki genci kaçırıp, işkence ve cinsel tacizde bulunduktan sonra öldürmüşlerdir.İngiltere’nin en korkunc kadını olarak bilinen Myra Hindley işlediği cinayetleri çok geç itiraf etmiş, öldürüp gömdüğü cesetlerin üzerinde fotoğraflar çektirmiştir. Bulunduğu hapishanede 60 yaşında ölmüştür.

 queen_mary.jpg

2-Queen Marry

8.Henry’nin ilk çocuğu olan ve Tudor hanedanının Jane Grey’den sonra, I.Elizabeth’den önce taç giyen ve İngiltere’ye katı Roma Katolik mezhebini benimsetmiş kraliçedir. Kendisine karşı olan sayısız insanı idam ettirmiştir. Bu yüzden “Kanlı Marry” (Bloody Mary) olarak bilinir.

beverly-allitt.jpg 

3-Beverly Allitt

“Ölüm meleği” olarak bilinen pediatri hemşiresi Beverley Gail Allitt, 1991 yılında Grantham & Kesteven hastanesinin çocuk koğuşunda kalan 4 çocuğu öldürmekten ve 5′ini yaralamaktan mahkum oldu.

belle_gunness.jpg

4-Belle Gunness

Belle Gunness, Indiana’da bir çiftlikte yaşayan, 3′ü kendi çocuğu 14 kişinin ölümünden sorumlu seri katil. Amerikaya Norveçten gelen bir göçmen olan Gunness, 1.83 boyunda ve 91 kg. ağırlığında olup, iki kocasını, kendisiyle evlenmek isteyen zengin adamları ve çocuklarını öldürüp çiftliğinin ahırına gömmüştür. Daha sonra çiftlik yanmış ve kendisi ortadan kaybolmuştur.

 mary_ann_cotton.jpg

5-Mary Ann Cotton

İngiliz seri katil Mary Ann Cotton’un 20 kişiden fazla insanı arsenikle zehirleyerek öldürdüğü tahmin ediliyor. 20 yaşında William Mowbray ile evlenmiş. Bu evlilikten beş çocukları olan çiftin, dört çocuğu mide hastalığından ölmüştür.

ilse_koch.jpg 

6-Ilse Koch

1937-41 yıllarında Buchenwald toplama kampının komutanı Karl Koch’un karısı Ilse Koch, tutuklulara büyük bir zevkle, acımasız ve sadistçe uygulamalarda bulunmuş. Bu yüzden kendisine Buchenwald Cadısı lakabı takılmış.

 irma-grese.jpg

7-Irma Grese

Grese, Ravensbrück, Auschwitz ve Bergen-Belsen nazi toplama kamplarında çalışmıştır. Kamptaki acımasız ve sapıkça davranışları yüzünden kendisine “Belsen Sürtüğü” lakabı takılmıştır. Bilinen en ünlü Nazi savaş suçlularındandır. 1943′de muhafız olarak Auschwitz’e tayin olur ve aynı yılın sonunda da başdanışmanlığa atanır.

katherine_knight.jpg 

8-Katherine Mary Knight

John Charles Thomas Price ile evli olan eski mezbaha işcisi Mary Knight, 2001 yılında, kocasını 37 kez bıçakladıktan sonra, derisini yüzüp baş aşağı bir şekilde oturma odalarında bir kancaya asmıştır. Avustralya’nın şartlı tahliyesiz ömür boyu hapis cezasını alan ilk kadın suçlusudur.

 elizabeth_bathory.jpg

9-Elizabeth Bathory

1560-1615 yılları arasında yaşamış, bilinen en ünlü seri katillerden biri olan Macar kontes Elizabeth Bathory’nin düzinelerce genç kızı (600 civarı olduğu söyleniyor) öldürdüğü ve kanlarında banyo yaptığı söylenmektedir.

kaynak: pravda.ru 

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: , , , ,

Kabusname’den idrar tahlili

08 Kasım 2007 | 7 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

kabusname.jpg 

Evdeki eski kitaplara bakınırken bulduğum İran edebiyatından İlyasoğlu Mercimek Ahmed’in 1082 yılında kaleme aldığı Kabusnâme adlı kitabı elime geçti. Birçok konu hakkında öneriler sunulan kitapta “Tabibler yolunu beyan eder” adlı bölümde ilginç tespitler mevcut. Biraz uzun olacak ama okunması eğlenceli ve ilginç.

“Ey oğul eğer tabip olursan tıbbın aslını iyice bilmen gerektir. Mesela tıp iki kısımdır, biri nazarî ve biri amelî …” diye başlayan bölümün ikinci faslında idrar tahililinden bahsetmiş. Kitaptan aynen devam edelim:

“Gelidik imdi, nabız hali bu kadar öğrenildi, ondan sonra karureye (sidik kabına) bak.

Fasıl: Hastanın bevlini, yani sidiğini karureye, yani şişeye al ve bak, eğer beyaz olursa, ama bulanık olsun açık olmasın, o kişinin kaygıdan hasta olduğuna delildir. Eğer beyaz olursa, ama açık olursa bulanık olmasın hastalığı havadandır ve rutubettendir, henüz hamdır pişmemiştir. Çünkü madde pişmedikçe eczası birbirinden ayrılmaz.

Eğer sidiği çok duru ve açık olursa, o an yine su rengini alırsa pis bir yiyecek yüzünden hasta olmuştur. Turunç renginde olursa ve içinde zerre zerre şeyler görünürse hastalığı içi ağrısındandır. Eğer yağ gibi görünüp şişe dibinde çizgiye benzer bir iplik şeklinde görünürse, o hastanın ölüm vakti yakındır, tedavi etme.

Sıtmalı kişinin sidiği sarı, safran gibi olursa ve şişenin dibinde zerre zerre şeyler görünürse o kişi tez iyi olur, çünkü kan safraya yâr olmuştur.

Sidiğinin üstünde sarı yağ gibi birşey görünürse ve altında kara renkli birşey olursa içinde baş vermiş çıban vardır, onu tedavi etme, sidiğinin üstünde kara renkli birşey görünürse o da kötüdür, ondan kaça gör.

Eğer şişenin dibinde sarı ya da yeşil renkli birşey görürsen sağlık belirtisidir, tez iyi olur.

Eğer hasta sayıklıyorsa, sidiği kızılsa ve karaya çalıyorsa, üstü köpüklüyse, içinde eti kararmış kanlı çıban olduğuna delildir, sakınmak gerekir, korkulu hastalıktır. Sidik rengi kara olup üstünde kan gibi nokta olursa yine kötüdür, ondan uzak ol, yakın olma, eğer o kara sidiğin üstünde köpük gibi ya da kan gibi birşey görünürse o hasta ile esenleş, veda vaktidir.

Sidiği sarı olup içinde güneş ışığı gibi görünürse ve rengi kızılımsı olursa, belki hastalığı kandandır, tez kan aldırsın, iyi olur ozaman da. Eğer o sarılığın arasında iplik iplik kızıl birşey görünürse onu da tanrıya ısmarla. Yine o sarılığın içinde iplik iplik kan olursa bir hastalığı varken bir hastalık daha gelmiştir, iki türlü hastalığı vardır. Sarılığın içinde iplik iplik görünen yeşil olursa hastalığı dalaktandır. Eğer yeşil ve kara iplik gibi görünürse artık görmeyeceksin. O iplik gibi görünen yeşil ve ak olursa, içinde sirke kurdu gibi birlikte olursa, o sidik sahibinin hastalığı basurdur ve cinsi münasebette bulunamaz olur.”

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: ,

Gripin, Şampuan Cemil, Necip Diş Macunu

07 Kasım 2007 | 2 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Yıllardır bakkallarda, eczanelerde satılan, klasikleşen kutusuyla hala kullanılan kocaman hap “Gripin”in mucidi Necip Akar sadece bununla kalmamış. 1904 Nizip doğumlu Akar, eczacı okulunda okurken aynı zamanda eczanede çalışmaya başlamış. O zamanlar birtakım ilaçlar eczanelerde yapılırmış. Necip Bey de okulda teorik bilgiler öğrenirken, çalışdığı eczanede de krem ve diş macunu yapımına başlamış.

“Eczacılık okulundan mezun olduktan sonra Necip Akar, ağabeyi Cemil Akar ile ortak olarak “Şampuan Cemil” , “Necip Bey Kremi” ve “Necip Diş Macunu“  üretmeye başlarlar. Daha sonra da “Radyolin” adı ile yeni bir diş macunu imalatına başlarlar. Yeni diş macununun ülke çapında afiş reklamını ilk yapan ve bu alanda orijinal bir çığır açan, reklamcılığı ilmi şekilde modernize eden Necip Akar Radyolin’i piyasaya çok iyi tanıtmış ve bir ayda Necip Diş Macunu’nun iki yılda yapabildiği satışı yapmıştır. Bir yılda yarım milyona yakın Radyolin Diş Macunu satılmaya başlamış.

radyolin_gripin.jpg 

O kış bütün ülkeyi saran grip ve nezle salgınını dikkate alan Necip Bey, yeni bir ağrı kesici, grip ve nezle hastalıklarını en çabuk ve pratik tedavi edebilen ve tek ambalaj halinde satılan formülü hazırlamış ve içinde “Grip” kelimesi olan “Gripin” in 23.01.1935 tarihinde ruhsatını alarak piyasaya sürmüştür.

Gripin’in grip, nezle soğuk algınlığı, romatizma ve her türlü ağrı dindirici özelliği halkımız tarafından kısa sürede anlaşılmış ve “Bir giripin al bir şeyin kalmaz” slogan haline gelmiştir. Ayrıca her yerde bulunabilmesi, ucuzluğu, tek ambalaj halinde satılması dolayısıyla satışlar adeta rekor seviyesine ulaşmıştır.

1950 yılında ağabeyi Cemil Bey, Radyolin’i alarak ortaklıktan ayrılmıştır. Tek başına çalışmaya başladıktan sonra Necip Akar durmamış, ithal sabunların yerine halkın ihtiyacı olduğunu düşündüğü bir el ve vücut sabunu formülü hazırlamış, “Puro Temizlik Sabunu” adını verdikleri ülkemizdeki ilk yerli tuvalet sabununun satışına başlamıştır. Puro da, Gripin gibi kısa zamanda çok satılan aranan bir mal olmuş, o kadar ki, birinin çok temiz olduğunu belirtmek için “Tabi ne demezsin, Puro sabunu ile yıkanmış” ifadesi kullanılmıştır.

Necip Akar, Puro tanıtımında da ülkemizde ilk defa yeni bir reklam kampanyası uygulamış, bir uçaktan İstanbul’un üzerine eşantiyon küçük sabun paketleri atarak orijinal ve etkin bir reklam yapmıştır. Puro sabunlarından kısa bir süre sonra yine ülkemizde ilk yerli temizleme tozu olan “Fay” ve “Pop” u üreterek piyasaya sürmüştür. İlk yerli çocuk maması “Paro” ile ağrı kesici ve kanı sulandırıcı özelliği olan “Opon” un formülünü de hazırlayıp piyasaya sunarak çalışmalarına devam etmiştir.

Necip Akar 18 Haziran 1957 tarihinde, hayatının en verimli çağında, elim bir deniz kazasında vefat etmiştir.”

Kaynak ve alıntı : www.gripin.com

  • Buzla
  • StumbleUpon
  • Technorati
  • del.icio.us
  • TwitThis
  • Facebook
  • Digg
  • Blogosphere News
  • E-mail this story to a friend!
Etiketler: , , , ,
BZCVHR: Geri 1 2 3 ...34 35 36 37 38 ...60 61 62 İleri
provoke etmek (Yanlış), kışkırtmak (Türkçesi)

dilimdilim