Ayakta binbeşyüz..

Buradaki yazımda bir sene boyunca belediye otobüslerinde sürüneceğimden ve yolculuk esnasında okumak için kitap aldığımdan bahsetmiştim. Otobüslerde sürünmeye başladım. Ama görünen o ki, o aldığım kitaplar yolculukta falan okun(a)mayacak.
Otobüslerin oturarak 30 yolcu, ayakta 55 yolcu alma kapasitesi varsa, benim bindiklerimde nedense ayaktaki yolcu sayısı hep 1500. (Mübalağada sınır yok) Küçücük bir akvaryuma konmuş, cama yapışmış onlarca balık gibiyiz. Nefes almak için ağzımızı açıp kapıyoruz. Otobüse dışardan bakanlar, camlara yapışan yanak sahiplerinin kısılmış gözleriyle karşı karşıya kalıyorlar desem yeridir.
Muavin: Ortalara doğru yanaşın. İlerleyin efendim. Bayaan!! Arkalara doğru birer adım daha..Lütfen..
Bayan yolcu: Ayyyyy… Ohaaa.. Herif üzerime çıktı..Ayol daha ne kadar insan alacaksınız? Beyefendi sizde elinizi ordan çeker misiniz? Orası tutacağa benziyor mu?
Burun buruna kalmış yolcu A’nın düşünce balonu: Hımm.. Adam lahmacun yemiş. Keşke istediğimizde burnumuzu tıkama yetimiz olsaydı. Dönecek yerde yok ki? İyisi mi nefes alış-verişimi adamınkine göre ayarlayayım.
Burun buruna kalmış yolcu B’nin düşünce balonu: Ulan lahmacun yedik; kokuyor mudur acaba? Aman kokarsa koksun bu da simit yemiş. Bıyıklara baksana.. Susamdan bir ordu. Ayrıca burnunun üstünde de kıllar var. Offf ya nasibimize bak. Güzel bir kız gelmez de böyle yalı kazığı gelir karşımıza..






































