09
2008
Hava Nagila
“Bizi mutlu kıl” anlamına gelen “Hava Nagila” adlı İbrani halk ezgisi beni hep mutlu kılıyor. Bu şarkıyı ne zaman dinlesem birinin elinden tutup döne döne oynayasım geliyor. Size, ezginin “Snatch” filminde soundtrack olarak kullanılan enstrümantel versiyonunu sunmak istedim. Aynı şarkının değişik versiyonlarından iki de video koymak istedim. Bir tanesinde komik dansıyla şarkıyı söyleyen ablamız, diğerinde ise iki amca ellerini pırtlatarak (benzetmeye bak) çıkardıkları sesle şarkıyı çalmışlar. (Yüz mimiklerine dikkat! Bu şarkıyı yellenerek çaldıklarını düşünmeden edemiyorum.) Unutmadan söyleyeyim, şarkının opera, metal, rock, elektronik, klasik, disko vs. türlü versiyonları mevcut.
08
2008
Best of Lokman Hekim

Yazıyı uzun bulup okumaktan kaçınan okuyucu, çok şey kaçırıyorsun!
Son zamanlarda annemde herbalist bir ruh oluştu. “Şuram ağrıyor” dediğim anda “ona şu iyi gelir, onun için bu ot iyidir” vs. gibisinden birşeyler söylüyordu. Bu lokman hekim bilgilerini meğerse yukarıda resmini de gördüğünüz yırtık pırtık kitaptan ediniyormuş. Bizim evde böyle eski kitaplar çoktur.
Kitabı incelediğimde ilginç bilgilerle karşılaştım. Sizleri şaşırtmaya başlamadan önce biraz kitaptan bahsedeyim. Kitabın adı “Şifalı bitkiler ve Emraz¹“, yazarı ise H. H. Osman Efendi ve talebesi Arif Pamuk beyefendi. Kendileri bu kitabı, İbn-i Sina’nın üç ciltlik ‘El-Kanun fi’t-Tıb’ ve Davud-ı Antaki’nin ‘Tezkire’ adlı eserlerini gözden geçirerek hazırlamışlar. Bu kitapların tıp tarihine yön veren kitaplar olduğunu söylemeye bile gerek yok.
Gelelim kitaptaki ilginç bilgilerden bazılarına…
Kansere iyi gelenleri saymış ama bir tanesi çok ilginç.
“Deniz aygırının derisi ile “Zenec” denilen tuz karıştırılır da içilirse, kansere iyi gelir.”
05
2008
Kanola
Babam alışveriş yapmış gelmiş. Gözüm yağ tenekesine ilişti. Üzerinde “kanola yağı” yazıyor. “Böyle bir yağ mı var?” diye geldim Google amcaya sordum. O da bana bir bir anlattı.
- Kolza denen bir bitki var. Erüsik asit ve glukosinolat denen asitleri içermeyen bu bitkiyi ilk olarak Kanada işlemiş. Bundan ötürü bu yağa “Canadian Oil Low Acid” (düşük asitli Kanada yağı) isminden türetilerek “Kanola” denmiş. (vikipedi) Bu arada, bu yağ çok faydalıymış..

-kanola-
Bunları anneme okuduktan sonra “Vay be herşeyin yağını yapıyorlar” gibisinden bir kelam ettim. Valide sultanın kelamı ise beni atomlarıma ayırdı.
- O da bir şey mi? Tuğla yağı da var..
Goooooooogle!!!
Meğerse “tuğla yağı” su değmemiş bir tuğlanın toz haline getirilip, zeytinyağıyla birlikte ısıtılmasına deniyormuş ve şifa amacıyla kullanılıyormuş. Yani tuğlanın yağı yok. =)
Oh be..
05
2008
Fak Diz Layf! [m!m]
siqtir.com → y4lcin blog → deliprofesör → buzcevheri
Hergün nefret ettiğin, içinden sövdüğün şeyler nedir?
-Malumunuz hiç televizyon izlemiyorum. Arada bir TV başına geçince gördüğüm herşeye sövüyorum diyebilirim. Gördüklerime inanasım gelmiyor. Sürekli “ohaaaa a….. k…..” şeklinde kala kalıyorum..
-Otobüse her binişimde itinayla ve hiç acımadan söverim.
-Yağmurlu havalarda Ankara kaldırımlarında yürürken kesinlikle küfrederim.
Bu blog dünyasında sevmediğin, hakkında kötü düşündüğün insanlar var mı?
-Elbette var. Sevmemenin de ötesi tiksindiğim insancıklar var.
Her gün küfreder misin? Yeri gelince “Fak diz layf” diyebilir misin?
-Hergün küfretmiyorum desem yalan olur. Ne de olsa babamın oğluyum.
-Yeri gelince “fak diz layf” diyebilir misin? Öyle demem, Türkçesini söylerim.
-Bu mim dalgasını çıkaran siteye de küfrettim. İngilizceyi kullanarak Türkçemizi katleden herkese itinayla sevgilerimi gönderebilecek kapasitedeyim.
Küfürlü bir blog gördüğünde ne yaparsın?
-Bu nasıl soru? Ben böyle mime de.. Hımmm… Bir düşüneyim ne yaparım? Hemen masa ya da kapı altına girerim ya da imdat kolunu çekerim.. Düzgün soru sor.
Bu soruları nasıl buldun?
Yukarıda cevabını aldın. Defooool…
Not: Kimsenin linkini vermek istemedim. Keyfimin kahyası öyle istedi. Verilen yanıtlardan dolayı bana mim göndermemezlik etmeyin. Mim konusunu kimseye paslamak da istemiyorum. Mim dalgası burada karaya vursun.
03
2008
Serüven
“Nefes alamıyordum. Bulunduğum yerden iğrenç kokular geliyordu. Ne kadar havasız bir yer diye düşünürken dengemi kaybettim. Yavaş yavaş aşağılara doğru çekildiğimi hissettim. Bu kaygan ve rutubetli yerden dolayı vıcık vıcık olmuştum. Sıkışıp kaldığım bu yere nasıl gelmiştim? Nasıl tıkıldım buraya? En son, beni göle attıklarını hatırlıyorum. Göle düşmemle beraber duymuş olduğum acıyı tarif bile edemem. Yooo, duymuş olduğum acının nedeni göle atılmadan önce yediğim bıçak darbeleri veya düşüşüm değil; bilakis gölün kendisinden, o asitli suyundan dolayı. Tamam, iğrenç bir halde olabilirim, bedenim deforme olmuş olabilir; ama buna da şükür. Herşey düzelecek, hala yaşıyorum. Bu lanet delikten kurtulacağım. Bir kurtulursam, bu bedenle yaşamayı da öğrenebilirim. Bir gayret sıkıştığım yerden kurtulmaya çalıştım. Ama olmuyor, yapamıyordum. Bir anda bir sarsıntı hissettim. Yoksa deprem mi oluyordu? Bulunduğum yerin hareket ettiğini hissettim. Bu benim için bir fırsat olabilir mi diye düşünürken bir anda iğrenç bir kokuyla birlikte bir hava akımı oluştu. Sıkıştığım o delikten yavaş yavaş aşağılara doğru kaydığımı hissettim. Ben kaydıkça koku arttı. Sonra kendimi o kokunun kaynağında buldum. Sonra tekrar bir sarsıntı. Tekrar bir yolculuk. Bu iyi mi, kötü mü anlayamadım. Bir şeyler beni itiyordu. Ama iterken bedenimin de iyice pisliğe bulanmasına neden oluyordu . Bir süre sonra bu tiksinç yolculuğuma alıştım. Kokudan rahatsız olmamaya başlamıştım. İyice duyarsızlaştığım bir anda sarsıntılar tekrar başladı. Tekrar kaydığımı hissettim. Ardımda daha güçlü bir basınç hissetim. Bir anda bütün vücudumu bir ışık kapladı. Kurtulmuştum, özgürdüm. Lakin bedenimin bir kısmı hala içerdeydi. Neyse ki içerden gelen son bir basınçla birlikte kendimi özgürlüğe doğru düşer buldum. İşte o anı tarif edemem. O kadar yükseklikten bir kuş gibi süzülüyordum. Fakat bu seferde kendimi başka bir delikte buldum. Sonra tepemden aşağı su döktüler. Oradan oraya sürüklendim. Bu esnada bedenimin bir kısmı parçalanarak kayboldu. Bedenimden geriye sadece bu kadarı kaldı ama bak başardım, buralara kadar gelebildim.”
01
2008
Uçurtma avcısı - The Kite runner
Bundan sonra izleyip beğendiğim bir filmi ve tanıtım videosunu sizlerle paylaşacağım. Yalnız filmi izlemeyenleri düşünerek filme yönelik bir açıklama yapmayacağım. Yoksa biz de biliyoruz “O adam var ya, aslında ölü” gibisinden cümleler kurup vıdı vıdı yapmayı. Amacım filmi tanıtmaktan öte ”Bugün hangi filmi izlesem?” ya da “Bugün ne indirsem?” diyenlere yardımcı olmak. Zaten o kadar sinema sitesi, dergisi, eleştirmeni vs. türlüsü varken benim yapacağım bir çift kelamdan öte gitmemeli. Film Afgan yazar Khalid Hosseini‘nin çok satan romanının bir uyarlaması. Kitabı okumamış biri olarak filmi beğendim. Filmin jenerik kısmına ise hasta oldum. Çok başarılı olmuş. Arapça yazı sitili ne kadar da estetikmiş.

İçine üşengeçlik sinmiş olan bendeniz, bu kadar açıklamayı kafi görüyor. Cabası olarak filmin videosunu koyuyorum.
Uçurtma Avcısı - The Kite Runner
♥♥♥♥♥
Tam not alamama nedeni: Böyle etkileyici bir konuya sahip olan bu film, daha vurucu olabilirdi.
01
2008
Sayılarla Amerika
Uzun bir aradan sonra güzel bir çalışmayla tekrar sizlerleyiz sevgili okuyucu. (Sanki bu çalışmayı ben yaptım) Her neyse Chris Jordan adlı fotoğraf sanatçısı, bir takım istatistiksel verilerden yararlanarak bir çalışmaya imza atmış. Hemen ilk örneğimizle olaya netlik kazandıralım. Evet, aşağıda gördüğünüz halis muhlis bir çift meme. Ama özü ne? Anlatmak istediği ne?

Resme biraz daha yakından bakalım.
























































