Senin ben taaa ….

Bu sabah herkes sol tarafından kalkmıştı. Sadece ben sakindim herhalde. Benim dışımdaki bütün insanlar gözünü açar açmaz dünyanın silsilesine söyleyecek bir ağız dolusu kelimeyi özgür bırakmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyordu.
Büroya gitmek için sabah evden çıktım. Bugünün diğer günlerden tek farkı vardı, o da vasıta olarak ilk defa minibüse binmem. En arka koltuğa geçip, Ankara’nın pis atmosferinde yola çıktım. Pis derken kuru bir ayaz, sisli ama güneşli bir hava. Pis değil mi? Hiç sevmem öyle havaları. Güneş olduğunda ısıtmalı, soğuk olduğunda üşütmeli. Arada kalmış olanını sevmiyorum. Herneyse minibüsün hafif buğulanmış camından koşuşturan insanları seyre koyuldum. Trafik ışığında yanımızda duran araç sahipleri, durakta bekleyen insanlar, işine gücüne yetişmeye çalışanların hepsi birbirinden farklı, ama hepsi aynı şeyi yapıyordu; çılgınlar gibi sövüyordu. Ağızlardan küfürlerle birlikte, tükürükler saçılıyordu. Neye, kime? Farketmez.. Minübüs tıka-basa insanla dolu olduğu için durmayan şoföre söven mi dersiniz, binipte oksijensiz kaldığı için söven mi dersiniz, trafikte önündeki araba ilerlemedi diye, arkasındaki korna çalıyor diye küfredenmi ne ararsanız var. Kafamı ne tarafa çevirsem insanların çatılmış kaşları ve kıpırdayan dudaklarıyla karşılaştım.
Bence bugün tek küfür etme hakkı bindiğim minibüsün şoföründeydi. Adam ayakta yolcu alsa olmuyor, almasa olmuyor. Velhasıl üç kez polis durdurdu. İlk polis evraklarını aldı, ikinci polis evrakları alan polisin plakasına bakmadığı için şoföre bir güzel bağırdı çağırdı, sabah sabah stresini adamcağızın üzerinde attı. Üçüncü polis de kükredikten sonra şoförümüz bir zombiye dönüştü. Şu anda kimbilir ne haldedir?
Keşmekeş bir günü daha yedik.
Daha doğrusu o bizi yedi..
Hay ben bu bilgisayarın taaa ….























16 Aralık 2007 saat 12:38
Malesef yurdum insanı bu şekilde deşarj oluyor. Kendilerini rahatlatmaya çalışırken aslında daha da gerdiklerinin farkında bile değiller. Tek bildikleri “Hay ben seninnnnn biiiiiiiippppppp”