“Nefes alamıyordum. Bulunduğum yerden iğrenç kokular geliyordu. Ne kadar havasız bir yer diye düşünürken dengemi kaybettim. Yavaş yavaş aşağılara doğru çekildiğimi hissettim. Bu kaygan ve rutubetli yerden dolayı vıcık vıcık olmuştum. Sıkışıp kaldığım bu yere nasıl gelmiştim? Nasıl tıkıldım buraya? En son, beni göle attıklarını hatırlıyorum. Göle düşmemle beraber duymuş olduğum acıyı tarif bile edemem. Yooo, duymuş olduğum acının nedeni göle atılmadan önce yediğim bıçak darbeleri veya düşüşüm değil; bilakis gölün kendisinden, o asitli suyundan dolayı. Tamam, iğrenç bir halde olabilirim, bedenim deforme olmuş olabilir; ama buna da şükür. Herşey düzelecek, hala yaşıyorum. Bu lanet delikten kurtulacağım. Bir kurtulursam, bu bedenle yaşamayı da öğrenebilirim. Bir gayret sıkıştığım yerden kurtulmaya çalıştım. Ama olmuyor, yapamıyordum. Bir anda bir sarsıntı hissettim. Yoksa deprem mi oluyordu? Bulunduğum yerin hareket ettiğini hissettim. Bu benim için bir fırsat olabilir mi diye düşünürken bir anda iğrenç bir kokuyla birlikte bir hava akımı oluştu. Sıkıştığım o delikten yavaş yavaş aşağılara doğru kaydığımı hissettim. Ben kaydıkça koku arttı. Sonra kendimi o kokunun kaynağında buldum. Sonra tekrar bir sarsıntı. Tekrar bir yolculuk. Bu iyi mi, kötü mü anlayamadım. Bir şeyler beni itiyordu. Ama iterken bedenimin de iyice pisliğe bulanmasına neden oluyordu . Bir süre sonra bu tiksinç yolculuğuma alıştım. Kokudan rahatsız olmamaya başlamıştım. İyice duyarsızlaştığım bir anda sarsıntılar tekrar başladı. Tekrar kaydığımı hissettim. Ardımda daha güçlü bir basınç hissetim. Bir anda bütün vücudumu bir ışık kapladı. Kurtulmuştum, özgürdüm. Lakin bedenimin bir kısmı hala içerdeydi. Neyse ki içerden gelen son bir basınçla birlikte kendimi özgürlüğe doğru düşer buldum. İşte o anı tarif edemem. O kadar yükseklikten bir kuş gibi süzülüyordum. Fakat bu seferde kendimi başka bir delikte buldum. Sonra tepemden aşağı su döktüler. Oradan oraya sürüklendim. Bu esnada bedenimin bir kısmı parçalanarak kayboldu. Bedenimden geriye sadece bu kadarı kaldı ama bak başardım, buralara kadar gelebildim.”
-İşte böyle sinek kardeş. Senin de başını şişirdim değil mi? Aslında ilk tanıştığım biriyle bu kadar konuşmazdım. Beni yanlış tanımanı..
Vızzzz… Vınnn..
-Heyy.. Dur nereye? Gitme beni burada bırakma… Sinek kardeeeeş..
-Son-














gülmekten karnım ağrıdı :))
Yorum dilekss tarafından — 03 Nisan 2008 @ 21:41
=)
Yorum Buzcevheri tarafından — 03 Nisan 2008 @ 22:47
Bende heyecanla korku filmi senaryosu diye okuyorum
Böyle kokulu bir senaryo okumamıştım.Sineği görene kadar birşeyler anlar gibi oldum,sineği görünce anladım.
Yorum Onur ALMIŞLAR tarafından — 03 Nisan 2008 @ 23:35
Tebrikler
Yorum Barış ÖNURME tarafından — 03 Nisan 2008 @ 23:53
yazık yaaa!!! artık dışkımı daha özenle çıkaracağım :)))
Yorum PuCCa tarafından — 04 Nisan 2008 @ 10:24
Bu hikayenin altın b.k festivalinde en iyi senaryo altın b.kunu alacağına eminim

Hocam bu arada mim attım yine
Yorum Deli Profesör tarafından — 04 Nisan 2008 @ 11:18
PUCCA nın yorumu görünce başka yorum yapılamaz demek istedim sadece!!!
Yorum MERKEZ BURASI tarafından — 04 Nisan 2008 @ 12:14
ne boktan bir son…
Yorum kabakmeltemi tarafından — 04 Nisan 2008 @ 16:36
“Devamını oku”ya tıklayınca sineği gördüm, sürprizi bozuldu. Hehehe ambians şahane yansıtılmış ama.
Yorum Cevval Portakal tarafından — 04 Nisan 2008 @ 16:39
@PuCCa
Sen ölme emiii.. =)
@deliprofesör
Ödülü kaptığım gibi mimecem.
@Cevvalportakal
Sürprizi kaçmamalıydı. Ne yapalım sen yazıyı okumadan devamına basanlardansın demek ki?
Yorum Buzcevheri tarafından — 05 Nisan 2008 @ 12:39