Konum > Anasayfa /

| RSS

Seksenleri diriltme ipuçları-1-

11 Eylül 2008 | 11 Yorum | Kategori: izlencekşey
  • Seksenlerde çocuk olanların hafızasını dürtme serisinin ilk ipucu:

Abdullah Abdullah bir küçük oğlan,
Abdullah Abdullah bir hayal oğlan,
Sihirliymiş pabuçları, sihirliymiş urganı
Bir de dev kuşu varmış, kurtarırmış onları..

  • 2.İpucu:

Nils ve uçan kaz Morton (Nils holgersson)

“Aaa bir de şey vardı” gibisinden başlayan, o döneme ilişkin hatırladıklarınızı söylemenizi istemiyorum. İpuçlarına ilişkin söyleyecekleriniz, anılarınız vs. varsa onları paylaşabilirsiniz. Çünkü bu seri epey bir süre devam edeceğinden zamanı geldikçe elbet onları da konuşuruz.

Sonradan eklenen not: Yorumlar kısmında iki ipucuna dair açıklamalarım (hatırlatmalarım) var.

 

Yazıyla Alakasız Yazı:

Çocukluğunu seksenlerde yaşamamış bebelere balon;

OKTAPODI

Etiketler: , , , , , , , , ,

İmam gölgesindeki velet zamanlar

26 Mayıs 2008 | 14 Yorum | Kategori: Sav

cemaat.jpg

• Çocukluk arkadaşlarımdan biri imamın oğlu olunca oyun mekanlarımızdan biri de caminin içi oluyordu. Böyle bir mekanda neler oynanır?

a) Biri imam olur, diğerleri cemaat.. =) İhtiyaç duyulan herşeyin mekanda bulunması bu oyun için biçilmiş kaftandır.
b) Bruce Lee izleyen çocukların hiç bilmedikleri halde kıçlarından uydurdukları “uçan kafa atan maymun” tekniği ve varyasyonlarını heryeri halı kaplı bu mekanda birbiri üzerine tatbik etmesi.
c) Caminin fazla yüksek olmayan ikinci katından aşağı atlamaca.. Atlayamazsan bir daha cami içi oyunlarına alınmazsın. Ödleksindir..
d) Tespihlerin hepsini toplayıp, uzaktan tespihliklere geçirmece oyunu.. Bu oyun daha sonra birbirimizin kafasına tespih geçirmeye dönüşürdü.

• Çocukluğumun en önemli dizilerinden biri Uzay Yolu idi. Yıldız gemisi Atılgan’ın koruma kalkanı gibi abdestinde insanın etrafında bir kalkan oluşturduğunu düşünürdüm. Ve yellenme sonucu çıkan en ufak bir gazın bu kalkanı yok ettiğini hayal ederdim. Müminin seyir defteri 1987:

“Bugün hiç pırt yapmadım.”

• Cami hocasının yazları verdiği Kur’an kursuna bütün çocuklar gibi, her yıl ben de giderdim. Nasıl gitmeyeyim; bütün muhabbet, eğlence, gırgır şamata orada. İtiraf ediyorum ki; hocadan dayak yiyene katıla katıla gülen, o idiot çocuk grubu arasında ben de vardım. Hatta okuyamayanlara iyi dayak atsın diye her sabah uzunca bir söğüt dalını imama biz hediye ederdik. Bakkal Ömer amcanın oğlu Süleyman’ın duaları okuma sırası gelince, kendisi dahil hepimiz gülmekten yarılırdık.

“Eyütü billahiminesseytaniyyaadim bitmillahi yahmani yahiimm”

• Arkadaşlarla birlikte her yaz tatilinde bir gazla namaza başlardık. Bizim için oyun gibi bir şeydi. Namaz kılmaya camiye gider ve en ön saflarda dedelerin arasında namaz kılardık. Bu evre genellikle iki hafta sürer ve bunun ilk haftasında arka cebimizde takke, diğer ceplerde de tesbih, misvak, hacı yağı ve miskten oluşan mümin gereçlerimiz olurdu. İhtiyarlara hacı yağı veya misk ikram etmek en önemli eylemlerimizdendi.

- God bless you yavrum..
- Amin beyamca..

• Arka mahallede “Yumurta kafa Osman” vardı. Kafa şekli bozuk olduğu için lakabı buydu. Bütün gün deli gibi oyun oynardı, ama her namaz vakti kesinlikle camiye giderdi. Akli melekelerinde bozukluk vardı, asla laf dinlemezdi. Bizim mümincilik oynadığımız dönemlerde camide hep Osman ile karşılaşırdık. İmam ve cemaat ne kadar kızsa da, yapma Osman, etme Osman dese de her namazın “kamet” kısmını bu yapmaya çalışır, tesbihat kısmında falan lafı müezzinin ağzına tıkardı. Yaşlı insanları model alarak onların hareketlerini falan aynen kopyalardı. Bilmem bilirmisiniz ama her camide sesini arada bir yükselterek dua okuyan birileri olur. Bu tip kişiler hoca vaaz verirken arada bir herkesin duyabileceği ses tonunda “Allaaaaaaaahhhhhhhh çoohhh şşşükürrr” gibisinden lakırtılar eder. Sanki daha içten ve herkese duyurabilecek şekilde söyleyince Cennette köşkü hazırlanıyor. İşte bizim Osman da hiç olmadık zamanlarda bu hareketi taklit ederdi. Şaka gibi bir çocuktu. Dua ve sureleri kısaltarak özet namaz kılması ile ünlüdür. Bir defasında yanımda ve her dediğini duyuyorum..

“Birabbi el azim, birabbi el azim, birabbi el azim” ( Aslında söylemek istediği  üç kez “Sübhanerabbiyelazim”)
“Ettehiyatürülülüt..” ( Aslında söylemek istediği “Ettehıyyatu lillahi ..” diye devam eden ve bu kadar kısa olmayan bir dua. Kesinlikle abartmıyorum çünkü oyunlarımız arasında “Osman Namazı” diye onu ve namazını taklit ettiğimiz oyun bile vardı.)

• Mahallemizin bir numaralı ayyaşı Kahraman’ın nereden estiyse bayram namazına geldiğini hatırlıyorum. Elbette kafa bir dünya. Neyse hoca vaaz veriyor:

- Ey cemaat-i müslimin cennet öyle güzel bir yerdir ki..
Tam o sırada Kahraman ayaklanır:

- Yalancıııı.. Yalancısın sen.. Hıççkk.. Şerefsizsin.. Hepiniz öylesiniz. İ.neler.. Hıççkk..
Sonuç olarak camiden atılan Kahraman şarap şişesiyle bayramlaşıp sohbet eder.

not: Karikatürü Google’a cemaat yazınca görsellerde 4. sayfada buldum. Çizeri hakkında bir fikrim yok..

Yazıyla Alakasız Yazı:

Bir elimde havya, bir elimde lehim biraz önce komşunun antenini tamir ettim. Kıçım dondu. Neyse lehim işi bitince malum muhabbetler:
- Oldu muuuuu?
- Olmadı.. Çevir daha..
- Oldu muuuuuuuu?
- Olmadı..
- Oldu muuuuuuuu?
-
- Oldu muuuuuuuuuuuuuuuuuu?
-
- Oha ya diziye dalmışlar. Bu kadar da yakaladığını izle olmaz ki canım..

Etiketler: , , , , , , , , ,

Bozbulanık zamanlar

23 Mayıs 2008 | 8 Yorum | Kategori: izlencekşey

Ortalıktan kaybolmalarım sıklaştı farkındayım. Zoraki birşeyler yazıp çizmek, dostların bloglarına yorum yazmayı zorunluluk olarak hissetmek istemiyorum. İşte o yüzden arada bir kaçıyorum herşeyden. Çünkü o zaman bu kaçışlarıma bağlı mazaretler yaratabiliyorum.. =)

Neyse bu yazımda dört adet video içerik sunuyorum. Ucundan kıyısından 80′leri yaşayan herkes, bu videolarda çalan şarkıları hatırlayacaktır. Bu melodileri yıllar önce beynime kazıyan TRT programları, seksenlerin o soğukluğunda beynimi iyice dondurmaktaydı. Dönemin kutup başları olan Gorbaçov, Reagan ve Thatcher bu ezgilerle gözümün önünde raks etmekte, Berlin Duvarı Almanya’yı bölmeye devam etmekte,  İran-Irak’la cenk etmekte, Yaser Arafat 32.Gün‘de, Anadoludan Görünüm kabuslarıma girmekte, geçici bir aksaklık yüzünden yayını kopan TRT’de doğa görüntüleri, hatta en çok Abant Gölü ve kıyısındaki ev gözükmekte. Ne buhranlı günlerdi.. 80′ler çamurlu su kadar bulanık, gökkuşağı kadar renkliydi. Aşağıda çalan şaheserlerle sizi o buhrana ve renklere tekrar davet ediyorum.


Vangelis 1492 Conquest of Paradise


Vangelis - Chariots of Fire

Aşağıdakiler ise bambaşka piskopatlık örnekleri.. [Not: Youtube'a erişim engeli artık yalama haline geldiği için normalde youtube videosu koymuyordum, ama bu sefer mecbur kaldım. Youtube erişim engeli esnasında aşağıda hep beraber babayı göreceğiz.(Not:Youtube hep kapalı olduğu için başka video koymayı uygun gördüm./10 Temmuz 2008)


Jean Michel Jarre Paris 1/2


Jean Michel Jarre - Equinoxe 5

Yazıyla Alakasız Yazı:

Altımızda oturan gıcık şahsiyetlerin evi satacaklarını balkonlarına astıkları ilanla öğrenmiş oldum. Yoldan geçenlerle hemen oracıkta halaya durdum. Deve kestirdim. 1947 tarihli Petrus marka şarapları sokakta yaşayan şarapçı amcalarla içerek bu doyumsuz anı kutladım. [Burada mübalağa sınırları aşılmıştır. Buzcevheri'nin bu marka şarabın şişesine, hele ki bu tarihlisine 7.000 € para vermesi ütopik bir durumdur.] 
Ama evin fiyatını biraz yüksek tutmuşlar. Umarım alabilecek babayiğit çıkar da sevincim kursağımda kalmaz. Gelen gideni aratır falan da demeyin. Hiç bir gelen, o kadını ve o çizgi film gibi ailesini aratmaz, aratamaz. Ailecek kabus gibiler. Bundan sonra sabahları delirerek uyanmayacağım. Bundan sonra sinirden gözümün biri garba, biri şarka bakmayacak. Şakağımdan damarlar pörtlemeyecek. Eee siz de sabahın köründe [7:30 civarı] , yüksek sesle ilahilerle uyandırılırsanız, cin çarpmıştan beter olursunuz. O def sesleri yüzünden sıtkım sıyrıldı. Benim gibi bir adam bile en baba metal parçaları o desibelde dinlemiyor. Ama bu kendini bilmez dinden haberi olmaz, ilahi dinleyerek müslüman olduğunu sanan densiz kadın her sabah beni öyle uyandırıyor. Zamanında yeterince kavga ettiğimizden artık kavga da etmiyoruz. Benim için o saatler küfür pratiği yapma anları.
Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

Çocukluk [seksenler]

08 Ocak 2008 | 17 Yorum | Kategori: Sav, Tüylüsolucan

Çocukluğumda sahip olduğum en aptalca oyuncak “şak şak”tır. O da ne dediğinizi duyar gibiyim. O yüzden bir resim koymak istedim. Ama “Yüce G” (Google) vasıtasıyla yaptığım aramadan bir sonuç çıkaramadım; photoshopla kendim çizdim. Aşağıda resmini görebileceğiniz bu oyuncağı sapından tutup ileri geri salladığınızda, plastik toplar birbirine değerek şak şak ederdi. Adının bu olduğundan bile emin değilim zaten. Belki de mabadımdan uydurduğum bir isim..

saksak.jpg

Hep istediğim ama hiç sahip olamadığım bir oyuncak vardı. Bu oyuncağı hacca giden hacılar getirirdi. Uzay tabancası şeklinde plastik oyuncak bir silah. Özelliği ise tetiğe bastığınızda şeffaf kırmızı renkteki namlusunda ışık yanardı ve iğrenç bir ses çıkarırdı. Çocukluk işte..

Aklıma gelen bir diğer şey ise kadınların yaptığı altın günleriydi. Böyle şeyler çocuklar için Disneyland’a gidip Donald Amca’yı görmek kadar haz verici bir faaliyetti. Başlangıçta gidilen evde diğer çocuklarla kaynaşana kadar anne yanında usluca oturulur, pastaları tıkındıktan sonra da evi cehenneme çevirirdik. Kadınlar aylık dedikodularını rahatça yapabilmeleri için de bütün çocukları bir süre sonra bahçeye atardı.

O zamanlardan aklımda kalan bir şey daha var ki, şimdi düşündüğümde bunu inanılmaz bir icat olarak görüyorum. Bunun da resmini bulamadığımdan iş başa düştü. Annem ile birlikte gittiğim bu “gün” denilen toplantılarda bazı kadınların yanında getirdiği, örgü torbalarının içinden çıkan bir nesne vardı ki evlere şenlik. O zamanlar 1 litrelik cam şişedeki kolalar yeni yeni piyasadan kalkmış, yerine pet şişeler çıkmıştı.  Bu pet şişeler şimdikine oranla gayet ince ve alt tarafı yuvarlak idi. Düz zeminde durabilmesi için de mavi plastik bir kapak içine yapıştırılmıştı.  (Anlatamamışsam bile resme bakın anlarsınız.) Her neyse bu alt kapak kolay bir şekilde çıkabiliyordu. Zeki hanımlarımız da bu kolaylığı inanılmaz bir amaç için değerlendirmişlerdi. Çıkarttıkları bu aparatın içine, kestikleri pet şişenin tabanını ters çevirip sokuyorlardı. Tepesini de iğne yardımıyla deldikten sonra dantel ipliklerini, yaptıkları bu kabın içine koyuyorlar, böylelikle ipleri kirlenmiyordu. Nasıl ama? Bilmeyenler için tam bir dumur.

pet_siseden_ip_kabi.jpg

 

Etiketler: , , , , , ,
deynek (Yanlış),değnek (Doğru)

dilimdilim