Siz bilmezsiniz ne kadar gamsız olduğumu. Hiçbir şeye fazla kafa yormam, yoramam. Beni hiçbir şey fazla tasalandır(a)maz. Bunun iyi tarafı, beni stres denen o beladan uzak tutması, kötü tarafı verimsizlik. Canım sıkkın olduğunda nedense her açıdan daha verimli olduğumu düşünüyorum. İyi bir ressam, iyi bir yazar, iyi bir şair, iyi bir her şey olabilirim. Ama o kadar gamsızım ki, her şeye s.kt.ret anasını satayım demekten, aman buna mı kafa yoracağım demekten içimdeki bohem b.ku yemiş lavuğu çıkaramıyorum. Ama ne zaman canım sıkkın olsa, kederlenmiş olsam içime bir Rutkay Aziz modellemesi giriyor canımın içi. Lakin gamsızlığımın şeffaflaştırdığı bu zamanlarda aynı zamanda tembelliğimi de üzerimden atamadığım için hep bu verimli verimsizlik halleri arasında kalıyorum. Bu yüzden kendime gıcık oluyorum. Bir gün o kendim denen lavuğu çok fena benzeteceğim. Kendini bilmez gamsız it ne olacak?
Yazıyla Alakasız Yazı
Efendim www’ler arasında sürterken karşılaştığım ve kendisine oracıkta hayran olduğum birinden mevzu bahis edeceğim. Feric ismiyle bilinen Eric Feng adlı illüstratörün çizimleri gözlerime derin bir dinginlik hissi verdi. Gerçek ile hayali, doğa ile makineyi bir arada kullandığı çizimleri görülmeye değer. Sitesinde eserlerini sattığı bir bölümde mevcut.




Benden evvel fazlaca kişi tarafında keşfedilmiş mi diye yaptığım ufak bir Google taraması neticesinde sevgili ONALTIKIRKALTI’nın yaklaşık iki sene evvel naylondefter sayfalarında kendisine yer verdiğini farkettim. =)
Yandaki* “Buuuz cev he riiii ooo vaaa laaa raa yayılııııırr” zamazingosundaki çığıran kızı ve aşağıdaki görselleri Ray Caesar adlı pisişik adam çizmekte. Bu adamın gerçekten birkaç tahtası eksik. Zaten başarılı olan her sanatçı sıyrıktır. Bu onların olmazsa olmaz özelliğidir. Adamın kendi sitesine yazdığı biyografisi de evlere şenlik. Neyse sitesi ahanda burası görsellerde ahanda aşağıda..
↓↓↓↓










* Geleceğe yatırımlı Dipnot: Eğer yanda “Buuuz cev he riiii ooo vaaa laaa raa yayılııııırr” zamazingosunu görmüyorsanız kaldırmışımdır ve bu yazı o varken yazılmıştır demektir.
Yazıyla Alakasız Yazı:
Karşı binanın en üst katındaki dairede hayat kadınları yaşamakta. Fazla değil beş sene önce falan olsaydı o kadınların mahalle sınırları içinde yaşamasına izin dahi verilmezdi. Birkaç yıl önce üniversiteden eve tatil için geldiğim zamanlar, saçım uzun diye eve girene kadar “tipe bak”, “i.ne”, “satanist” , “karı kılıklıya bakın laaa” ve bunlara benzer daha neler neler duyardım. Yeniden yapılanan mahallede, insanlarımızın da zihniyeti yeniden yapılanıyor. Çok da güzel oluyor. Piercingleriyle rahatça gezebilen gençler görebiliyorum. Saçlarını savurarak gezebilen uzun saçlı ve küpeli yiğitler görebiliyorum. Elbette değişemeyen kafa sayısı hala çok, elbette vıt vıt öten hıyarlar hala mevcut. Ama bu da yitecek, gidecek.
Mahallede benim yaşlarımda kara kuru Mustafa adlı bir çocuk var, tanımam etmem. Neyse bu eleman her sabah işe giderken yüksek sesle türkü söyleyerek otobüs durağına kadar yürüyor, akşam da aynı şekilde çığırarak geri dönüyor. Sanırım bu çocuk hiç susmuyor. Ya deli falan da değil ama, günde iki kez onun bu yanık sesini duyuyor ve etrafından hiç çekinmeden yürüşüne şahit oluyorum. Mustafa’yı bilmeyenlerin garipsemelerini izlemek hoşuma gidiyor. “Yazıık yaaa… Ama sesi de güzelmiş ha.. Deli mi? Neden böyle bağırarak ve yürüyerek şarkı söylüyor?” gibisinden yüz ifadelerini görmek eğlenceli oluyor.
Mahallemizin iki delisi vardı. Birinin adı Temel, diğeri ise Armağan. Temel’in öldüğünü duydum. Kendisini hatırlıyorumda biz çocuk iken 45 yaşlarında falandı. Benim bildiğim deliliği ise sürekli gezinmesi ve önüne gelen her çocuğa dil çıkarıp, nah çekip, “lölölölölölö” diye gülmesiydi. Zamanında bunu kızdırmak için arkasından “Deli Temel, Deli Temel” diye bağıran ve sonrasında “lölölölö”lerden korktuğu için ağlayarak eve dönen bir Buzcevheri hatırlıyorum. Armağan ise deliliğini paraya dökmüştü. Aklınıza gelen en kıytırık futbol takımından veya siyasi partiden tutun da en bilinenlerine kadar hepsinin bayrak, flama ve türlü afişlerine sahipti. Armağan, seçim zamanları parayı verenin bayrağını kuşanır, broşürlerini cebine doldurur ve eline aldığı çalışmayan mikrofonla yürüyerek parti sloganı veya şarkılarıyla mahalleyi dolanırdı, broşürler dağıtırdı. Arkasında da çocuklardan bir güruh. Birgün Zotorenk Partisi ise ertesi gün Hedelehüdele Partisi oluyordu. Ya da CimBomlu komşusunu kızdırmak için Armağan’a üç beş kuruş verip, Fenerbahçe bayrak ve kıyafetleriyle slogan attıranların sayısı da az değildi. Kendisi ondan bundan az dayak yememişti hani.. Hala yaşıyor ama işi bırakmış sanırım..
« Gizle
Gözüme hoş gelenleri sizlerin gözüne sokmaya devam ediyorum. Tarzını çok hoş bulduğum bir illüstratör ablamızı sizinle tanıştıracağım. Kanada ve Amerika’da çok sayıda gazete ve dergiye çizen Kanadalı ablamız Isabelle Arsenault, düzenlenen birçok yarışmadan ödülleri kapmış; 2005 yılında da “Yılın İllüstratörü” ödülüne layık görülmüş. Çocuk kitaplarının kapakları için yaptığı illüstrasyonlarla da namını yedi düvele yaymış; ününü Türkiye’de yayma distrübütörlüğünüde ben üstleniyorum. { İllüstratör - distribütör ne kadar vasat iki kelime. }





Daha fazlası için buraya ve buraya uçan tekme atabilirsiniz.
Yazıyla Alakasız Yazı:
Soyumda kesinlikle çingenelik var. Çingenelere karşı derin bir sempatim var. Çingene müziklerini duyunca kalkıp oynayasım geliyor. Hoş kimin gelmiyor ya? Neyse “Romanların Sultanı” lakabıyla tanınan Esma Redzepova‘yı dinlemediyseniz dinleyin. [emir] Bu da sitesi.
« Gizle
Vallahi elin oğlu çok yaratıcı. Böyle şeyler gördüğümde kıskançlığımdan çatlıyorum. Neden bu kadar kalas olduğuma da hayıflanıyorum. Sizlerde hayıflanasınız diye paylaşmadan da edemiyorum. Yok bende de yetenek var elbette, hatta mükemmel bir insanım [=)] ama böyle çalışmalara imrenmiyorum desem yalan olur. Dünkü “Ben Büyüyünce Çocuk Olacağım” başlığı altındaki görsellerle sulanan ağzımıza bir parmak bal daha çalalım.
Bakın bakalım aşağıdaki resimlerde kimleri görüyorsunuz? “Şaşı bak şaşır” denen üç boyutlu resimlere bakar gibi gözlerinizi pörtletmenize gerek yok. Ya birazcık kısık bakın, ya da biraz uzaktan.. “La Diaria” adlı gazetenin yapmış olduğu başarılı reklam ve sloganı:





“Reality is complex. To understand it, you have to keep some distance. La Diaria. The independent newspaper.”
« Gizle
Son Yorumlar