Konum > Anasayfa /

| RSS

Atatürk ve Youtube

22 Ocak 2008 | 3 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Fikir, düşünce özgürlüğü gibi laflar havada uçuşurken erişim engelleriyle insanlara at gözlüğü takılmak isteniyor. Yasaklarla yontulmaya çalışan bir halk var. Çinliye ya da İranlıya benzeyen bir halimiz mi var? Bir iki ahmak yüzünden koca bir grup mağdur oluyor. (Bknz:Youtube Erişim yasağı-Wordpress Yasağı)

Mevzumuz malum Youtube yasağı. Ama yasağın yasak olamamasından, erişim engelini aşmanın yollarından ya da bloglara entegre edilmiş onlarca videonun bu nedenle gözükmemesinden bahsetmeyeceğim. Youtube erişim yasağının nedeni, Atatürk’e karşı yapılmış hakaret içerikli videoların yayınlanmasıydı. İşte bu yüzden konuya ilişkin örnek olabilecek Mustafa Kemal Atatürk’ün benzer bir durumdaki tepkisini örnek vereceğim.

Vakti zamanında H.C. Armstrong adlı meşhur bir Türk düşmanı bir kitap yazar. Bu kitapta, Atatürk aleyhinde, hakaret içerikli kısımlar vardır; bundan dolayı da kitabın ithali yasaklanmıştı. “BOZKURT” adlı bu kitabı merak eden Atatürk, bir gece geç vakitlere kadar kitabı tercüme ettirerek dinledi. İçkisinden, eğlencesinden bahseden ve kendisine yönelik hakaretler içeren bu kitabı sonuna kadar dinleyen Atatürk yorum olarak şunları söyler;

“Bunun ithalini menetmekle hükümet hataya düşmüş. Adamcağız yaptığımız sefahati eksik yazmış, bu eksiklerini ben ikmal edeyim de kitaba müsade edilsin ve memlekette okunsun!”

 

bozkurt.jpg

Görüldüğü gibi öznesi kendisi olan bir durumda dahi Atatürk latife ederek olaya yaklaşmış ve yasağın kalkması üzerinde durmuş. Hakaretlerin önünü kesmeye yaramayacak sansür niteliğindeki bir yasaklamayla ne gibi bir sonuca ulaşılır ki? Bir kürdan için koca ormanı buduyoruz. İnsanımız da yasaklara alıştı artık “gık” demiyor. Halkımızın gözünü bağlayalım yeter mantığı olduktan sonra daha çok erişemeyiz. 

Erişim Notu: Youtube erişim engelinin bir süre daha devam edeceğini söyleyebilirim. Ankara 12.Sulh Ceza Mahkemesi’nin yasağı kalkmasına rağmen Sivas 2.Sulh Ceza Mahkemesi’nin cezası aynı gerekçeyle uygulanmaya başlandı. Bunların dışında da benim bildiğim Ankara 7.Sulh Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu henüz uygulanmayan bir karar daha var. Bunun gerekçesi de Emine Erdoğan’a hakaret içeren videolar. 

Etiketler: , , , , , , ,

Talihsiz Tarih -2-

02 Aralık 2007 | 1 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum” kitabında hoşuma gidip altını çizdiğim yerlerden sizlerle paylaşmak istediklerimi sunayım dedim. Yazar hakkında çok bahsediyorum, umarım sıkmıyorumdur. Ama cidden okunası bir kitap olduğunu düşündüğümden bu kadar dürtüyorum. Zaten yorumlardan anladığım kadarıyla çok da kötü yapmıyorum. Çok leziz bir kaç paragraf okumak hiç birşey kaybettirmez.


Egemen düzenin savaş tarihçileri, tarihimiz boyunca yeni taktik ve stratejilerle tekamül ettirdiğimiz savaşların daha “iyisinin” yapılabilmesi için harp akademilerinde en ince ayrıntılarla uğraşırken, aklımızdan geçmiyor savaş tarihi olduğu gibi, neden barış tarihi diye bir disiplin olmadığını sorgulayıp talep etmek, okullarımızda derslerini vermek, üniversitelerimizde kürsülerini kurmak. Böylece kötümserliğe, savaşların kaçınılmaz olduğu düşüncesine kapılıyor, barışın ancak savaşla sağlanabileceği safsatasıyla kendimizi aldatıyoruz.

Kimi tarihçiler, tarihin bireyi değil, bireyin tarihi yarattığına inanırlar. İlk aklıma gelen, Latife Hanım’la dostluk kurduktan sonra Atatürk’ün de hayatını yazmak isteyen, Napolyon, Bismarck, Lincoln, Rembrandt biyografileriyle tanınan, Emile Ludwig. Aynı ekolün Türkiye’de temsilcisi Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk’ün hayatını yazdığı ‘Tek Adam’ kitabında, Ankara’da dinlediğim ve etkisi altında kaldığım konferanslarında, bu görüşü dile getirip, güçlü kuvvetli liderlerin tarihin akışını yönlendirdiklerinden, değiştirebildiklerinden söz ederken, Atatürk ve İnönü’yü şu örnekle karşılaştırmıştı:

Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa ile arasındaki fark sorulduğunda, “Bakın demiş, Ben Çankaya’yı, İsmet de Pembe Köşkü aynı günlerde yaptırdık. Zaman geçti, ikimizin de damı akmaya başladı. Ben ustaları çağırıp çatıyı indirtip yeniden yaptırttım. İsmet, o gün, bugündür, damını yamar durur.”

İsrail’in 2006 yazındaki son Lübnan saldırısında, iki ülke arasında yaşayanların haberleşebilmesi için blog kuran Charles Churman. “En büyük cürüm düşmanını tanımamak, onu insan olarak inkar etmek” demiş. George Orwell de düşmanını tanımasını anlatır. Şehir içi bir çatşma esnasında, bir elinde pantolonu, hayatını kurtarmak için kaçan bir adam görür, ona ateş edemez, “Buraya faşistlerle savaşmaya gelmiştim, ama pantolonsuz bir adam faşist olamaz, o da benden farksız bir insandı” der.

İsraillilerle Lübnanlıların savaş sürerken haberleşmesini sağlayan başka bir blogcu, Mustafa Hamoui’ye göre de:
“Haberleşmek hiçbir zaman kötü olamaz, birisine ondan nefret ettiğini söylemek çok daha iyi, çünkü sana ‘neden’ diye sorduğunda diyalog başlayacaktır.”

Yüzyıllar boyunca krallarımızın, padişahlarımızın bizleri yönetme hakkının Tanrı’dan geldiğine inandırıldık, olup bitenlere Tanrı’nın hikmeti, savaşlarına haktan yana diye baktık. Bugün de savaşların, türümüzde kaçınılmaz olduğuna inandırılmak istiyoruz ki, aitliklerimizin apoletlerini takıp hepsi birbirinden ” haklı savaşlarımız” sürüp gitsin.

Gündüz Vassaf - Tarihi Yargılıyorum

Etiketler: , , , , , , , ,
star (Yanlış), yıldız (Türkçesi)

dilimdilim