Konum > Anasayfa /

| RSS

Sinirli ve huysuzum

09 Kasım 2008 | 5 Yorum | Kategori: Sav

Oysaki gece 5:00 sularında ne kadar mutlu uyumuştum. Yatmadan evvel Frank Capra‘nın 1946 yapımı “It’s a Wonderful Life” (Şahane Hayat) adlı şaheserini izlemiştim. Film sihriyle insanda serotonin bombardımanına neden olan ender filmlerden. Tek kelimeyle muhteşem bir mutluluk reçetesi. Hayata daha ılımlı bakmanızı sağlayacak bir başyapıt.

Ama uyandıktan sonra noldu da böyle sinir küpü kıvamına geldim? Gamlı baykuşum pörtlek gözlü biricik arkadaşım öCü‘nün e-postası sinirlerimi bozuldu. Neymiş efendim site IE6 da içi geçmiş bir halde gözüküyormuş. Kontrol ettiğimde onun ne kadar da haklı olduğunu gördüm. Hem sadece IE6′da değil IE8′de de öyle.

(Bu arada web sitenizin farklı tarayıcılarda nasıl gözüktüğüne bakmak için şuraya zıplayabilirsiniz.)

Malumunuz IE6 windows kurulumu ile birlikte kurulan en adi, en şerefsiz tarayıcıdır. Bir halta yaramadığı gibi web sitesi olanlara, web geliştiricilerine sürekli sorun yaratan bir baş belasıdır. Microsof WindowsXp SP3 güncelleştirmesiyle bunun önüne geçebilirdi ama onu da yapmadı. Zaten o da tarayıcısı gibi şerefsizin teki. O değil de dünyanın yarısına yakını hala IE6 kullanıyor o da ayrı bir sorun. Bir insan neden güncelleştirme yapmaz yahu? Kalas gibi IE6 kullanılır mı? Bunun IE7’si var, Firefox’u, Opera’sı, Chrome’u var.. Varoğlu var..

Tam tema değiştiriyorum, onu sindiriyorum, seviyorum derken böyle angutluklar çıkıyor. Bir ara fırsat bulursam düzeltmeye çalışacağım. Düzelmezse tekrar tema değiştirmekten başka çarem yok gibi.

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Ikiru [Yaşamak]

06 Haziran 2008 | 5 Yorum | Kategori: izlencekşey

Yönetmenlerin samurayı Akira Kurosawa‘nın 1952 yapımı Ikiru’sunu en sonunda izledim. Benim gibi sinefil memelilerin kaçırmaması gereken bir başyapıt. Başroldeki Takashi Shimura‘nın aşmış oyunculuğu karşısında ”yuharraaa” deyip şapka çıkartıyorum.

Bir devlet dairesinin halkla ilişkiler şefi olarak yıllarca rutin bir şekilde çalışan Kanji Watanabe‘nin (Takeshi Shimura), hasta olduğunu öğrendikten sonra, monoton olan yaşamının tekdüzeliğinden sıyrılarak yaşama sarılmasını ve kafasına göre yaşamasını anlatan bu filmi izledikten sonra bir süre kendime gelemedim. Kanji Watanabe karakteri, film boyunca kafası önde, hafif kambur, boynu bükük bir şekilde dururken, bir o kadar da mağrur gözükmekte. Gülümsediği zamanlarda dahi gözleri nemli ve parlak, ağlaması yeni dinmiş bir çocuk gibi. (Despot Kurosawa’dan çekim boyunca azar işitmekten de bu hale gelmiş olabilir.)

Filmin son yarım saati şiir tadında. Finali ise başlangıç sahnesinin ekosu gibi.

Not:

Yazılarda kullanılan görsel ve kolajları bundan böyle kendim hazırlayacağım, kıyısına köşesine de buzcevheri.com yazıp egomu gıdıklayacağım.

Etiketler: , , , , , , ,

Freaks - Hilkat Garibeleri [1932]

01 Haziran 2008 | 7 Yorum | Kategori: sifon

Hatırlamayı beceremeyen aklımın bir köşesine sürekli “bul ve izle” dediğim bir film bu “Freaks”. 1932 yapımı bu film şu anda katırın* sırtında; çünkü bugün kenefte okuduğum Empire adlı sinema dergisi zihnimin hatırlamasını tetikledi. Kenefte uzun süre kalmamı sağlayan uzunca bir yazıydı. Lakin üzerinde derleme yapmak zorunda kaldım, filmin karakterlerini açıklayan kısımlara burada yer veriyorum.

Dergiden bakarak yazmak da zor yahu. Nereden açtım bu kategoriyi? =)

Aşağıdaki yazının tamamını Empire adlı derginin 2. sayısında bulabilirsiniz.

Işıkları kapa.. Başlıyor… İşte…

HOLLYWOOD’UN

DEHŞET KARNAVALI

Freaks (Hilkat Garibeleri)
Gösterim Tarihi: 20 Şubat 1932
Yönetmen: Tod Browning
Oyuncular: Olga Baclanova, Wallace Ford, Lella Hyams, Harry Earles, Johnny Eck
Öykü: Bir trapezci (Baclanova), zengin olduğunu düşündüğü cüce Hans’la (Earles) evlenir. Kadın, sirkin hilkat garibeleriyle alay edip kocasını öldürme planlarına giriştiğinde  garabetlerin intikamı korkunç olur.
Tartışma: Film, grotesk ve sömürgen yönleriyle öyle ağır eleştiriler aldı ki, Browning bir daha yükselişe geçemedi. İngiltere’de 30 yıl boyunca sansüre uğradı.
Etki: Oyuncu’dan (The Player) The Simpsons’a kadar birçok filmde Hilkat Garibeleri’ne sayısız gönderme vardır. The Mutations’da (1947) filmin çeşitli sahneleri yeniden üretildi. Bill Griffith’in “sivri kafa” Zippy’si ilhamını Freaks’ın Schlitze’sinden aldı.

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

Audrey yüzünden leblebiyle flört ettim

26 Nisan 2008 | 9 Yorum | Kategori: Sav

Özge arkadaşım yüze yakın film cd’sini, gelişigüzel bir şekilde naylon poşete atıp getirmiş. İki gündür kıyıda köşede duran poşete bir el attım; değişiklik yaparak erken bir saatte film izlemeye karar verdim. Perdeleri çekip monitörümü yatağa çevirip rastgele bir film seçtim. Büyük ihtimalle orjinal ismiyle alakası olmayan  üzerinde “Zengin Avcısı-CD 1″ yazanı çıkarıp bilgisayara taktım. Türkçe ismini çok tırt bulmama rağmen enfes filmler izlediğimi söyleyebilirim. Filmi ortalarına alarak saniyelik görsel testime tabi tuttum. Alt dudağı üst dudağından küçük olmasına rağmen güzel diyebileceğim bir kadın olan Audrey Tautou‘nun boncuk gibi gözlerini görünce filmi en başına alıp, yatağıma uzandım. Bir ara annemin odaya girip karnımın üstüne bir şey koyduğunu hissettim. Epey bir zaman sonra karnımın üstünde duran şeyin, bir kase dolusu kuruyemiş olduğunu fark ettim. İzlemekte olduğum film hiç tarzım değildi; ama kendimi öyle bir kaptırmışım ki kendi kendime güldüğümü ve ekrandaki şapşal aşıklara tebessüm ederek “aptal, salak şey, gerizekalı” gibisinden sözcüklerin ağzımdan çıktığını duydum. Vallahi ben, benim yalancısıyım. =) Bu tarz film izlemek arada iyi oluyormuş anlaşılan. Filmin sonlarına doğru ağzımda hoşlanmadığım bir tat hissettim. Şu yaşıma kadar kendisini gereksiz gördüğüm, kuruyemişler tartılırken ağırlık olsun diye konulduğunu düşündüğüm pek yemediğim sarı leblebinin ta kendisiydi bu. Nasıl kandırmıştı da ağzıma girmişti. Filmi paravan olarak kullanıp da ağzımın içinde  salınmıştı. Bu çilli sarışın az kaltak değilmiş hani..

audrey.jpg

Dipnot: Filmin orjinal ismi “Hors de prix” imiş. Bu da imdb sayfası.

 

Etiketler: , , , , , , ,

Piano piano Tunç Başaran

18 Nisan 2008 | 5 Yorum | Kategori: sifon

Sifon Çekilmiş Yazılar

sifonucekincecikiniz.jpg

“Sifon” kategorisi altında tuvalette okuduklarımı yazacağım ilk yazım,  her ay düzenli olarak aldığım “Total Film” dergisindeki bir röportajdan olacak. Dergi, ünlü yönetmen Tunç Başaran ile güzel bir röportaj yapmış. Sinema meraklısı olanların hoşlanabileceği, okurken keyif alacağını düşündüğüm bir bölümü aynen aktarıyorum:

tunc_basaran.jpg

… 

Sinemaya girişiniz de pek zor olmamış aslında…

60′tı galiba sinemaya girdim. Bir senaryo yazmıştım. Tabii senaryo nasıl yazılır, tekniği nedir bilmiyorum. Suna Pekuysal benim mahalle arkadaşım, Malta’dan. O zaman filmlerde oynuyor, ufak tefek rollerde. Ondan rica etmiştim, bana bir senaryo getirdi, hiç unutmuyorum Aşk rüzgarı diye Nevzat Pesen’in bir senaryosu. Ama sansür senaryosunu getirmişti. Şimdi diyeceksin ki sansür senaryosu nedir? Bir normal senaryo var, bir de sansüre yollanan senaryo vardır. 120 sayfa senaryo, 17 sayfa olarak falan gider sansüre. Ben bir kere sansür kuruluna yapılan gösterimde izlemiştim kendi filmimi, tanıyamadım. Oradaki makiniste para verilirdi, öyle bir kesiyor ki filmi, sansür kurulu bayılıyor.. Neyse… Nevzat Pesen’in senaryosundan bakarak özgün bir senaryo yazdım. Nerede kimbilir, kayıp, en son Memduh Ün’deydi. Bir de sinopsis yazdım, sinopsis nedir onu da bilmiyoruz gerçi ya, film hikayesi. Vardı öyle hikayelerim, lisede falan durmadan yazardım. Okula hiç gitmezdim, Gülhane Parkı’nda oturur çalışırdım. Ama filme çekilsin diye yazardım. Memduh Ün’ün karşısına gittiğimde, o her zamanki haliyle, “Ben Tanrıyım” tavırlarıyla oturuyordu odasında. Kendisi de kabul ediyor bunu bazen, o zamanlar kendini Tanrı gibi gördüğünü. Hakaret etti tabii bana. Odaya girdim, birinin tavsiyesi ile gitmiştim; “Ne o, senaryo yazmışsın” dedi. “Herkes senaryo getiriyor, çoğunun ilk sayfasını okumadan atıyorum, seninki de öyle olur herhalde” dedi. Ben tabii çıktım, çıktım ama ağlayacağım, gururuma da yediremiyorum. Sokaklarda deli danalar gibi dolaştım, neyse sakinleştim. İki gün sonra Reha Yurdakul, Memduh Bey’in ortağıydı o zamanlar; o aradı, dedi ki, “Memduh Bey seninle görüşmek istiyor.” Memduh Bey bu sefer biraz daha mülayim. Kızdı bana bir sürü ama sonra dedi ki, “Bana asistanlık yapar mısın?” Ben fırladım tabii, “Yapmaz mıyım efendim tabii yaparım” dedim. Memduh Bey bir ara dışarı çıktı, odada başka biri daha vardı, Halit Refiğ, ona sordum “Asistanlık ne demek?” Halit çok güzel bir laf etti orada, “Lunaparklarda bir cüce vardı, tokmakla kafasına vurulur, arkasında derece yükselir. İşte o asistandır” dedi. Böyle başladım. Tabii ne öğrendiysem Memduh Ün’den öğrendim, saklayamam.

Total Film/2008-04

Metabolizmik ruhsal dinginliğime tatlı olarak eşlik eden bir yazıydı. İşim bitti kalktım.

Tunç Başararan kimdir? Yönettiği filmler hangileri? ———————– CEVAP
Etiketler: , , , , , ,

Uçurtma avcısı - The Kite runner

01 Nisan 2008 | 11 Yorum | Kategori: izlencekşey

Bundan sonra izleyip beğendiğim bir filmi ve tanıtım videosunu sizlerle paylaşacağım. Yalnız filmi izlemeyenleri düşünerek filme yönelik bir açıklama yapmayacağım. Yoksa biz de biliyoruz “O adam var ya, aslında ölü” gibisinden cümleler kurup vıdı vıdı yapmayı. Amacım filmi tanıtmaktan öte ”Bugün hangi filmi izlesem?” ya da “Bugün ne indirsem?” diyenlere yardımcı olmak. Zaten o kadar sinema sitesi, dergisi, eleştirmeni vs. türlüsü varken benim yapacağım bir çift kelamdan öte gitmemeli. Film Afgan yazar Khalid Hosseini‘nin çok satan romanının bir uyarlaması. Kitabı okumamış biri olarak filmi beğendim. Filmin jenerik kısmına ise hasta oldum. Çok başarılı olmuş. Arapça yazı sitili ne kadar da estetikmiş.

ucurtma-avcisi.jpg

İçine üşengeçlik sinmiş olan bendeniz, bu kadar açıklamayı kafi görüyor. Cabası olarak filmin videosunu koyuyorum.

Uçurtma Avcısı - The Kite Runner

♥♥♥♥

Tam not alamama nedeni: Böyle etkileyici bir konuya sahip olan bu film, daha vurucu olabilirdi.

IMDB - FİLMİN SİTESİ


 

Etiketler: , , , , , , , ,
BZCVHR: 1 2 İleri
jenerasyon (Yanlış), nesil,kuşak (Türkçesi)

dilimdilim