30 Eylül 2008 | |
Kategori: Sav
Dağ, bayır karla kaplanmış; uçsuz beyazlığı bozan ağaçlar nereye gittiği bilinmeyen bir yolun etrafına sıralanmış. Yolun ortasında soğuktan yüzü gözü kızarmış bir delikanlı kafasını gökyüzüne dikmiş ağzından çıkan beyazlıklarla göğün gri tonuna renk katıyor. Delikanlı gözlerini kapatıp yolun ortasında dönmeye başlıyor. O döndükçe zaman duruyor, o döndükçe bahar geliyor. Delikanlı o kadar dönmüştür ki yanından dört nala geçen kahkahaları bile farkedemez. At arabasından kendisine bakıp da gülüşen çingene kızlarının arkasından koşmaya çalışır fakat ayaklarına hakim olamaz. Poposu üzerine düşmesi, çingene kızlarının kahkasını ikiye katlar. Başının dönmesi geçince yavaş yavaş giden at arabasının arkasından ayakları kaya kaya koşmaya başlar. Çingene kızlarının ne kadar cilveli olduğunu da o zaman anlar. İçlerinden en güzeli peşlerinden koşturan yakışıklı gence doğru memelerini sallayarak “emmek” ve “yalamak” kelimelerinden oluşan şarkısını söyler. Delikanlı farklı bir dilde söylenen şarkıdan hiç bir şey anlamaz ama kızın yüz ifadesi ve hareketlerinden utanıp, mahçup olur. Şarkısı biten güzel çingene, işveli bakışlarıyla arkalarından gelen gence elini uzatır. Koşturarak kızın elini tutan delikanlı kendini at arabasının içinde çingene kızlarının kucağında bulur.

At arabasındaki insanlar hiç durmadan şarkı söyleyip, dans ederek yol alırlar. Akşam vakitlerinde kancalarla elektrik tellerine bağlanmış evlerin olduğu köye varırlar. Gökkuşağını giymiş hurilerle birlikte yapılan yolculuk delikanlının hem içini, hem de dışını yeterince ısıtmıştır. At arabası köyün meyhaneden bozma şarap ve tütün kokan kahvehanesinin önünde durur. Delikanlı at arabasından inerken kızlardan en güzeli delikanlının dudağının hemen yanına bir öpücük kondurarak el sallar. Afallayan delikanlının pembeleşmiş yüzünde utangaç bir gülümseme peydahlanır. At arabası gülüşerek uzaklaşırken, delikanlı hala el sallamaktadır. Çantasını sırtlanıp tam içeri girmeye çalışırken kahvehanenin kapısı bir anda açılır. Dışarıya iki adam çıkarken tepelerinden de geceye karışan boz bir duman süzülür. Sarmaş dolaş olan adamlar başlarlar şarkı söylemeye. Ellerindeki yeşil şişenin içindeki kızıl mey sokak lambası altında gümüş gibi parlar. Adamlar neşe dağıtan şişelerini pantolonlarının kenarına sokup başlarlar şarkı söyleyip dans etmeye. Dans eden sarhoş adamlar orada durmuş kendilerine bakan delikanlıyı görünce gülümseyip delikanlıyı selamlamak amacıyla şapkalarını tutup aynı anda eğilirler. Eğilmeleriyle birlikte bellerine sıkıştırdıkları şişelerden dökülen şarapları çamurlu zemini kızıla boyar. Meylerini ziyan ettiklerini anlayan adamlar hemen doğrulup neşe kaynaklarını kurtarmanın sevinciyle sırıtırlar. Delikanlı kahkaha patlatarak adamlara selam verip neşe dağıtan bu insanlar sayesinde tattığı mutlulukla kahvehaneden içeri girer. İçerdeki atmosfer dışardakinden farklı değildir. Sadece biraz daha sıcak ve dumanlıdır. Odanın ortasında ısı kaynağı soba ve etrafına serpiştirilmiş masalarda sarhoş mutlu insanlar. Kahvehanenin köşesinde zamanı durduran şarkıları icra eden müzisyenler. Yaşlı ve dişleri olmayan ama bu haliyle bile sürekli gülümseyen melon şapkalı ihtiyar bir kemancı, tombul parmaklarıyla akordiyon çalan sakalları olmadığı için çocuk gibi gözüken kısa boylu bir adam, arka tarafta esmer tenleriyle, bıyıkları yeni terlemiş darbukalarını tıngırdatan gençler ve okyanusta fırtınalara neden olan Poseidon gibi avurtlarını şişirmiş klarnetini çalan göbekli kel bir adam ve son olarak da altın dişli yanık sesli bir şarkıcı. Kahvehanedeki herkes içeriye giren gence gülücükler yollayarak, kadehlerini kaldırarak hoşgeldin dediler. Bir tanesi bir bardak dolusu Dionysos iksirini gencin oturmasına bile fırsat vermeden eline tutuşturmuş ve karşısında durup beklemeye başlamıştır. Herkesin kendisini izlediğini farkeden delikanlı bardağı havaya kaldırdıktan sonra bir solukta kafaya diker. Ardından bağrışlar ve alkış sesleri. Keman daha hareketli bir şarkıyı çalmaya başlamıştır bile. Ardından da diğer sazlar… Dans eden, gülüşen, neşeli ve mutlu insanlar.
Neşesi kaybolmayan insan ordusu, gözünü sevdiğimin çingeneleri..
Çingene neşeli olmanız dileğiyle, MUTLU BAYRAMLAR…
Yazıyla Alkasız Yazı:
Son iki yazımda bahsettiğim yoğunluğumun kaynağını açıklayayım efendim. Malumunuz avukatlık stajı yapmaktayım ve stajın son demlerine yaklaşmaktayım. Yalnız stajın yükümlülüklerinden birisi de “Bireysel Çalışma Raporu” adı verilen tez benzeri bir çalışma idi. Ve ben de can havliyle onu bitirmeye çalışıyorum. Yaz babam yaz tadındayım yani. Bayram falan da dinlemeyip şunu bitirip özgürlüğüme kavuşmak istiyorum. Üzerime bindi dağ misali. Onu da geçtim koca yaz bitti şu inekler kadar olamadım. Yanarım da ona yanarım..

« Gizle
Etiketler:
bayram,
çingene,
gypsy,
hikaye,
neşe,
Sav [Yazılar]