Konum > Anasayfa /

| RSS

Günceleme

02 Aralık 2008 | 12 Yorum | Kategori: Sav

Hani noktaları birleştirmeli bulmacalar var ya, işte  onun dövmesini yaptırmış şu kadın. Ne kadar da sıkıcı. Bir kere çözdün mü bitti zevki. :P İnsan daha gizemli bir şey yaptırır. Mesela sadece “HİÇ” yazdırsa bile daha etkileyici olurdu. Komik lan bu?

-o-

“…

Sokrates iki bin yıl önce, ‘Kendini tanı’ demişti. Kendimizi tanıdıkça başkalarını tanımaz, başkalarını küçümser, dışlar olduk. Başkalarına karşı olduğumuzu göstermek anlamında ‘biz’ olmayı tanımlarken ipin ucunu kaçırdık. ‘Biz erkekler’, ‘Biz kadınlar’, ‘Biz müslümanlar’, ‘Biz aydınlar’, ‘Biz Amerikalılar’ diye kendimizi tanımlarken hepimizin ‘BİZ’ olduğunu unuttuk.

…”

Başucu kitaplarımdan olan, sevdiğim saydığım insan Gündüz Vassaf‘ın Tarihi Yargılıyorum kitabında geçen bu cümleler, benim futbol ve siyasetten nefret etme nedenlerimi özetliyor. Kutuplaştırıp, birbirine düşüren her şeyden nefret ediyorum.

-o-

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Talihsiz Tarih -2-

02 Aralık 2007 | 1 Yorum | Kategori: Tüylüsolucan

Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum” kitabında hoşuma gidip altını çizdiğim yerlerden sizlerle paylaşmak istediklerimi sunayım dedim. Yazar hakkında çok bahsediyorum, umarım sıkmıyorumdur. Ama cidden okunası bir kitap olduğunu düşündüğümden bu kadar dürtüyorum. Zaten yorumlardan anladığım kadarıyla çok da kötü yapmıyorum. Çok leziz bir kaç paragraf okumak hiç birşey kaybettirmez.


Egemen düzenin savaş tarihçileri, tarihimiz boyunca yeni taktik ve stratejilerle tekamül ettirdiğimiz savaşların daha “iyisinin” yapılabilmesi için harp akademilerinde en ince ayrıntılarla uğraşırken, aklımızdan geçmiyor savaş tarihi olduğu gibi, neden barış tarihi diye bir disiplin olmadığını sorgulayıp talep etmek, okullarımızda derslerini vermek, üniversitelerimizde kürsülerini kurmak. Böylece kötümserliğe, savaşların kaçınılmaz olduğu düşüncesine kapılıyor, barışın ancak savaşla sağlanabileceği safsatasıyla kendimizi aldatıyoruz.

Kimi tarihçiler, tarihin bireyi değil, bireyin tarihi yarattığına inanırlar. İlk aklıma gelen, Latife Hanım’la dostluk kurduktan sonra Atatürk’ün de hayatını yazmak isteyen, Napolyon, Bismarck, Lincoln, Rembrandt biyografileriyle tanınan, Emile Ludwig. Aynı ekolün Türkiye’de temsilcisi Şevket Süreyya Aydemir, Atatürk’ün hayatını yazdığı ‘Tek Adam’ kitabında, Ankara’da dinlediğim ve etkisi altında kaldığım konferanslarında, bu görüşü dile getirip, güçlü kuvvetli liderlerin tarihin akışını yönlendirdiklerinden, değiştirebildiklerinden söz ederken, Atatürk ve İnönü’yü şu örnekle karşılaştırmıştı:

Mustafa Kemal’e, İsmet Paşa ile arasındaki fark sorulduğunda, “Bakın demiş, Ben Çankaya’yı, İsmet de Pembe Köşkü aynı günlerde yaptırdık. Zaman geçti, ikimizin de damı akmaya başladı. Ben ustaları çağırıp çatıyı indirtip yeniden yaptırttım. İsmet, o gün, bugündür, damını yamar durur.”

İsrail’in 2006 yazındaki son Lübnan saldırısında, iki ülke arasında yaşayanların haberleşebilmesi için blog kuran Charles Churman. “En büyük cürüm düşmanını tanımamak, onu insan olarak inkar etmek” demiş. George Orwell de düşmanını tanımasını anlatır. Şehir içi bir çatşma esnasında, bir elinde pantolonu, hayatını kurtarmak için kaçan bir adam görür, ona ateş edemez, “Buraya faşistlerle savaşmaya gelmiştim, ama pantolonsuz bir adam faşist olamaz, o da benden farksız bir insandı” der.

İsraillilerle Lübnanlıların savaş sürerken haberleşmesini sağlayan başka bir blogcu, Mustafa Hamoui’ye göre de:
“Haberleşmek hiçbir zaman kötü olamaz, birisine ondan nefret ettiğini söylemek çok daha iyi, çünkü sana ‘neden’ diye sorduğunda diyalog başlayacaktır.”

Yüzyıllar boyunca krallarımızın, padişahlarımızın bizleri yönetme hakkının Tanrı’dan geldiğine inandırıldık, olup bitenlere Tanrı’nın hikmeti, savaşlarına haktan yana diye baktık. Bugün de savaşların, türümüzde kaçınılmaz olduğuna inandırılmak istiyoruz ki, aitliklerimizin apoletlerini takıp hepsi birbirinden ” haklı savaşlarımız” sürüp gitsin.

Gündüz Vassaf - Tarihi Yargılıyorum

Etiketler: , , , , , , , ,

Talihsiz Tarih

17 Kasım 2007 | 4 Yorum | Kategori: Sav, Tüylüsolucan

Çoğu insanın nefret ettiği “tarih” benim için binbir gece masalları gibidir. Üniversite hayatımın ilk zamanlarında tanıştığım “Popüler Tarih” dergisi elimden düşürmeden bir solukta okuduğum, yeni sayısını dört gözle beklediğim bir kaynaktı. İlk zamanlar NTV logosuyla çıkarılan dergi el değiştirdikten sonra aynı tadı vermedi. Matbaadan yeni çıkmış o derginin kokusu hala burnumda tütüyor.

populer-tarih.jpg     tarihi-yargiliyorum.jpg

Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum” kitabıyla o özlemi biraz olsun giderdim. Kitapta hoşuma giden güzel tespitlerle karşılaştım. Zaten yazarın bu özelliği; yani yargılamayı aklımıza bile getirmediğimiz şeyleri yargılaması, eleştirmesi, yalın bir dil ve bol örneklerle bize sunması beni kendine çeken yegane özelliği.

Şimdi sizlere kitapta hoşuma giden “Terzi tarihçiler” başlığı altından bir bölüm aktarmak istiyorum:

“………….

Ancak terzi tarihçi her ne kadar toplumun yeni egemenlerini memnun etmek istese, ne kadar devrime inansa da yazdıklarının geçerliliği, tarih siparişi verenlerin kendilerini ne kadar aldatabilecekleri, başkalarının bu aldatmacaya ne kadar tahammül edebilecekleriyle sınırlı.

Kimi tarih aldatmacalarının ömrü kısa, kimininki uzun olmuş. Kimi tarihi aldatmacaların etrafında ikincil bir edebiyat, davranış tarzları, felsefe ve sanat gelişirken, kimi kukla tiyatrosu gibi diktatörlerin, şiddetin zoruyla sürebilmiş. Kimi uyduruk tarihler, işlevi bitince ya da dikiş tutmayınca unutulup gitmiş. Fransız devriminin etkisiyle Hollanda’da kurulan Batavya Cumhuriyeti tarihin ancak bir dipnotu; adını günümüzde Hollandalılar bile bilmiyor. Ne de bugün 5. Cumhuriyet dönemini yaşayan Fransa’da dünya tarihini sıfırdan başlattıkları, haftanın on gün, günün on saat, saatin yüz dakikadan oluştuğu devrimci Cumhuriyet takvimi var.

………….

Uydurulmuş tarihlere örnek çok. ABD’de şükran günü (Thanksgiving) bu ülkede yaşayan, her dilden ve dinden insanı biraraya getiren en büyük tatil. Kutlanan, beyaz adamlarla kızılderililerin hasat kalktıktan sonra sofra kurmaları. Unutturulan, Kuzey ve Güney Amerika’da en son 40 milyon kızılderilinin, kırım ve katliamlarda, 10 miyona inmiş olması.

Kızılderili tarihi anlamsızlaştırılarak da unuturulmuş. Kızılderili isimlerine verilen yeni anlamlarla, anlamları anlamsızlaştırılmış. Soykırıma uğratılan Cherokeeler otomobil markası; Iroquisları tek bir devlette birleştiren Hiawatha, Boğaz’da seyreden ABD başkonsolosunun teknesi; Irak işgali öncesi Mezopotamya’yı yerle bir eden ABD füzeleri, Tomahawk; askeri helikopterleri Apache; beyazların Boston dediği Shawmut, banka. Yahudi soykırımından sonra Almanların otomobillerine, sürat teknelerine, süs köpeklerine, bankalarına, Yahudi isimleri verdiklerini düşünebiliyor musunuz?

………….

Hangi ulusun, hangi topluluğun tarihini deşersek deşelim, ulusal masallarında kuruluş öykülerinin günün koşullarına göre uydurulduğunu, değişen gerçeklere göre tarihlerine çeki düzen verip geçmişlerini algılamalarını değiştirmelerinin, şaşırtıcı değil sıradan olduğunu görürüz.”

Gündüz Vassaf, Tarihi Yargılıyorum

Şüphe etmeyi öğrenmemiz çok önemli. Sadece tarih için değil her konuda öğretilenlerin, dikte edilenlerin doğruluğundan şüphe etmemizin gerekliliğini anlatmaya dahi gerek duymuyorum. Başkalarının benimsediği, düşündüğü bilgi yığınlarını kafamıza sokmasını, onların resmettiği bir dünyayı görmemizin bize ne kattığını ya da ne katmadığını anlamamızda yardımcı olacak böyle güzel kaynakların bulunmasını ve bunları sizlerle paylaşmaktan dolayı haz alıyorum. Ama unutmamak gereken bir şey daha var. Önerdiğim bu kitapta bile eleştirilecek, araştırılması gerekecek husus çok. Eleştirmek ve araştırmak bilgiye ulaşmamızdaki ilk basamak değil mi?

 

Etiketler: , , , , , ,

The Origin of Buzcevheri*

11 Kasım 2007 | 7 Yorum | Kategori: Sav

darwin.jpg

Yarın bedenime, alışık olmadığı bir kılıf geçireceğim. Yapacağım staj için kendime birkaç takım elbise aldım. Elbiseyi hemen vücudumla tanıştırdım. Önce kravatı gösterdim. Bir güzel de anlattım. Bak bu gördüğün şey Hırvatlardan çıkmış; eşlerini, çocuklarını savaşa uğurlayan Hırvat kadınları, başlarından çıkardıkları atkıları sevdikleri bu adamların boynuna takıp bir düğüm atarmış. Ben de artık bir nevi savaşa gidiyorum. Ben de, beni seviyorum; o yüzden artık bunu sana takıyorum. (Tabi burada aynayla konuşuyorum.) O sırada kravatı boynuma geçirip bağladım. Ama adem elmam bağırdı feryat figan. Hiç oralı bile olmadım. Yıllardır bu kadar rahatlık görmeleri yeter de artar bile. Eski insanların şıklıkları gözümde canlandı ve haklı olduğumu kendime duyurdum.

-Buna da alışırlar.

Takım elbise giymek hem bana hem de etrafımdakilere garip gelecek.(bknz.fotoprofil) Elbiseyi giydiğimde, Darwin’in evrim teorisini simgeleyen ve artık t-shirtlerin üzerinde bile gördüğümüz, maymundan günümüz insanına kadar geçirilen evrimi gösteren resimde, ilk basamaktan bir anda son basamağa atlamış gibi hissettim.

Bir sene boyunca otobüslerde sürüneceğim için de başlangıç olarak iki adet kitap aldım. Biri çok sevdiğim yazar Gündüz Vassaf’ın “Tarihi Yargılıyorum”, diğeri ise yıllar önce okumuş olduğum Bülent Tanör’ün “Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri”. Gündüz Vassaf en sevdiğim yazarlardan biridir. Herkese şiddetle tavsiye ederim. Hala devam ediyor mu bilmiyorum ama pazar günleri de Radikal gazetesinde yazıyor. Totaliterizm üzerine yazdığı “Cehenneme Övgü” ve “Cennetin Dibi” gibi iki önemli başucu kitabını da kesinlikle okumalısınız. 

Velhasıl nasıl birşey beni bekliyor demiyeceğim çünkü ben birşey beklemiyorum. Şu anda sadece grandtuvalet otobüste kitap okuyacağım; aralarda da staj… =)

*Darwin’in “The Origin of Species” (Türlerin Kökeni) adlı kitabına gönderme.

Etiketler: , , , ,
online (Yanlış), çevrim-içi (Türkçesi)

dilimdilim