Vibratör buzcevheri
Bir çarşı izni arasına sıkıştırma safsatalarımla tekrar merhabalar muhterem blogsever memeliler. Sıtkı sıyrılmış, kafası ambale olmuş, zevk’ü sefası itin mabadına kaçmış, buhranlardan buhran beğenmiş, ruhi menşeli bir kaçkınlık hatta psikonevrotikten hallice hallerde olan şu buzcevheri, bir garip internet cafede, sigarasını* tüttürüp, çayını içerken arka fonda çalan Creedence Clearwater Revival - Fortunate Son ile uzun süredir piç olarak kalmış, hüngür hüngür ağlamış kulaklarını ödüllendirip, beynini müziğin gıdı gıdısıyla rahatlatma çabasında.
Geçen sefer ki yazımda anlatmayı unuttuğum birinden de bahsedeyim size. İsmi lazım değil bu rütbeli şahsiyet son derece düzgün ve güzel bir dille konuşan bir E.T. Gayet muntazam konuşan bu adam, içtima alanına topladığı bizlere, öğüt verme çabasıyla güzide birşeyler anlatma isteği duydu. Muhabbet aynen şu şekilde gerçekleşti:
- Arkadaşlar!!
- .?..
- Ne demişler?
- .?. (çok ciddi bir şey söylenecek)
- Eşşeği .iken ossuruğuna katlanırmış.
- Hönk! ..???????.. (dumur)
Uzun bir sessizlikten sonra:
- Tabi ben hiç eşşek .ikmedim ama demek ki birisi eşşeği .ikerken, eşşek ossurmuş da bu laf böyle gelmiş.
- (dumur²)
O dokunaklı sözler sonrasında içtima alanındaki herkesin gözlerinden yaşlar oluk oluk aktı. Bizlere bu güzel öğütü veren aynı eşşek şahsiyet, bir askerin kolundaki kolluğu yanlışlıkla ters takması üzerine nereden eline geçirdiğini bilemediğim pense ile çocuğun gözünden yaş gelene kadar burnunu sıktı. Sığır herif…
Hayvanlaşma sürecinden bir nebze kurtulduğumuz o güzide zaman dilimi olan çarşı izinlerimizin kilitlenmesi de ceza olarak uygulanan bir yöntem. Geçen gece arkadaş geldi, kinayeli kahkahaları eşliğinde çarşısının kilitlendiğini anlattı. Sebebi de dolabında bir adet küp şekerin bulunmasıymış.
İnsan olduğumu unutturan başka bir olay daha yaşadım. Mahkemede görev yaptığımı daha önce söylemiştim. Asteğmen bir hakimle çalışıyorum. İşte sürekli yazıp çiziyoruz, gerekçeli hükümdür, duruşma zaptıdır vs. Lakin adam azlığından dolayı çok muhterem güzide hakim yüzbaşımızla da sık sık çalışmak zorunda kalıyorum. Geçen gün yüzbaşı çalıştığım asteğmene gelip aynen şunu söyledi:
- ….. Bey izninizle buzcevheri’ni biraz da ben kullanayım.
Neyim lan ben?
Kendimi vibratör gibi hissediyorum.
Önceki yazımda belirttiğim gibi tek eğlencem gece ranzama yatıp, feneri yakıp kitap okumak. Son olarak Orhan Kemal - Murtaza, İskender Pala - İki Dirhem Bir Çekirdek bitti. Şimdi okuduğum kitap Vedat Türkali ‘ninYalancı Tanıklar Kahvesi ve o bitince de Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı eserine başlayacağım. Akabinde Türk Edebiyatı’ndan biraz uzak kalmayı planlıyorum. “Ben şunu çok beğendim, sen de oku” şeklinde kitap tavsiyesi alabilirim. (Elif Şafak falan demeyin de.. Böyykk)
Öyle işte..
*Bu aralar Davidoff’u deniyorum. Sigaralar kaçak elbette. Markası ne olursa olsun bir karton sigara 22,5 TL.
Etiketler: asker, askerlik, buzcevheriŞaplı Rüyalar
Merhabalar efendim.. Askerlerin insanlıktan çıkmasını önleyici tedbirlerin arasında önde gelen yöntem olan çarşı izni vesilesiyle günceme zıplama yapayım dedim. Onca senenin getirisi sınırsız özgürlükten sonra kendini acayip bir olayın, acayip bir ortamın içinde bulmuşluğun getirisi affalamayı atlatmamın imkansız olduğunu belirterek girizgahıma son vereyim.

Askerlik anısı falan anlatmaya niyetim yok ama klavye ve parmaklarım nereye götürür bilemem. Öncelikle er bir kişinin, uzunca bir müddet diğer yüzlerce er kişi arasında kalmasının getirdiği psikolojik tramva üzerinde durmak gerekir. Sorun elbette ki cinsel psikolojik sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Dişi bir varlığın gerek görsel, gerekse tadımsal eksikliği elbetteki büyük sorun.
Yazarın Uyarısı:
Şu anda buzcevheri’nin abazalık katsayısı üzerine varsayımlarda bulunmaktan vazgeçin!
Ama yaşamadan anlamazsınız deyip kestirme yola sapmayı da uygun buluyorum. Askerliğin ilk 2 haftasında bölükteki arkadaşlarda ve elbette kendimde gözlemlediğim kadarıyla rüyalarımız dahi şaplı efendim.
Yok böyle bir şey… İnsanın dürtülerini dahi almışlar gibi. “Yok yani, tık yok” olayına giriyor, üzülüyor insan. Neyse ki o aşamayı atlattım. =)
Velhasıl kelam Van ilimizin askeri mahkemesi emrinde görevini ifa eden bendenizin elinden sürekli emre itaatsizlikte ısrar dosyaları geçiyor. O da neymiş derseniz; askerlerin kullanmaları yasak olan ama büyük çoğunluğunun kullandığı cep telefonları yüzünden yedikleri tutanaklar neticesinde aldıkları ve alacakları cezalara ilişkin mahkeme dosyaları işte. Çoğu asker arkadaşımız çarşı izni alamazken, biz devlet memuru gibi haftasonları dışarda geziyoruz. (Allah bozmasın inşallah =)
Vanlı çocuklar çok çalışıyor. Her yerdeler…
-Asger abey gel tartam, 75 kilo çıkmazsan para verme..
1 km öteden anlıyorlar asker adamı. Ya tartıyorlar adamı, ya da uçkun* mu ıçkın mı denen ekşi bir ot var onu satıyorlar. Dedikleri gibi 75 kilo çıkmıyorum ama, dayanamayıp veriyorum üç beş lira.
Burada millet şafak sayıyor; kalan günlerini belirtiyorlar “şafak 300″, “şafak 1500″ gibisinden. Ya da “atarsa 90″ gibisinden. Bilmeyenler için söyleyeyim, bu da asker terminolojisinde gün geçip biterse 90 günüm kaldı anlamına geliyor. Ben saymıyorum şafak falan. Hele ki uzun dönem arkadaşlar arasında söylemek bile abes ve kaka. Adam 380 diyor üşüyorum, tüylerim diken diken oluyor.
Bir de fotoğrafçılarda gördüğüm bir olaydan bahsedeyim, buna da çok güldüm. Fotoğraf dükkanlarının vitrinlerini süsleyen tam teçhizatlı asker fotoğrafları dikkatimi çekti. Ama hepsi photoshop acizliğinin sonucu. Dağda bayırda çekilmiş bombalı, silahlı tam donanımlı asker fotoğraflarına monte edilmiş asker kafaları çok revaçta burada. Bari ince bir çalışmanın eseri olsa.. Gövdeye kocaman bir asker kafa montesi de komik be kardeşim.
Mahkememizin önünde gezinen koca bir kara kaplumbağası var. Densiz bazı arkadaşlar kaplumbağanın üzerine kocaman kocaman ”327 kısa dönem POŞET İlker” yazmışlar. Namım bir kaplumbağanın sırtında geziniyor anlayacağınız. “Poşet” tabiri de asker terminolojisinde kısa dönem askerlik yapanlar için kullanılıyor.
İki tane de kitap bitirdim burada. Gece el feneriyle kitap okumanın tadı başka bir şeymiş. Ranzanın alt katında yatıyorum. Fenerimi üstteki yatağın alta sarkmış çarşafları arasına sıkıştırıyorum. Koğuş mavi çarşafın rengine bürünerek kerhane kandili tadında bir okuma ortamı sunuyor bana.
Okuduğum kitaplar:
Hakan Günday/Azil
İhsan Oktay Anar/Kitab-ül Hiyel
Yalnız dün gece fenerimi sıkıştıracak bir çarşaf bulamadım. Çünkü üst kata geçiş yaptım. Sebebi de arkadaşın postalından çıkan akrep falan değil demek isterdim ama malesef. Postallarımı her çıkarışımda ağzına çorap giydiriyorum artık. Arkadaş akrebi yere çıkardıktan sonra etrafına kolonyadan bir halka yaptı ve kolonyayı tutuşturdu. Ve gerçekten akrep kendini sokarak öldürdü. Harakiri yaptı köftehor.
Öyle işte.. Yeter bu kadar kafa ütülemek. İnternet kafe olayına içim sinmedi zaten.
Hay a.k. burası bile sap dolu. Çıkıp dolaşayım az dışarda. =)
Kalın sağlıcakla…
*Uçkun: Yayla muzu da deniyor.
Etiketler: askerlik, kısa dönem, şafak, Sav, vanSiiihtir
- Lan sen gitmeyecek miydin?
- Gidecektim…
- Ne işin var o zaman burada? Buralar artık bana ait. Defol git askere mi gidiyorsun ne cehenneme gidiyorsan.
- Gideceğim gitmesine de, yokluğumda da seni buralarda görmek istemiyorum. Topla pılını pırtını…
- Nieeeeee!!! Demek öyle haa? İşine gelince sömür beni, kullan beni, işin bitince kaldır at bir paçavra gibi. Vay be…
- Tamam bu konuyu daha fazla uzatmayalım. Seninle tartışmak falan da istemiyorum, toparlan çek git işte.
- Giderim gitmesine ama farkındasın değil mi? Beni kovarsan bir daha geri gelmem. Başkalarının mazareti olurum bak.
- Tamam git onların ol. Benim güncem burası.. Artık istenmiyorsun.
- Bak giderim ha…
- Siiihtir git ulan!!!
…
Etiketler: buzcevheri, SavDal döşek

Eric Bana - Chopper
Evdekilerle de giderayak papaz olmuştu. Kendini odasına kitlemiş bir yandan Zamska! albümüne kulak kesilmiş, bir yandan da ‘hala nasıl sıcak a.k. ?’ diye diye termos bardaktan içtiği çaya şaşırmaktadır. Önünde duran koca Eyüp Sabri Tuncer şişesini burnuna dayamış mukozal bölgesini sızlatırken bir anda koltuğundan kalkıp yere gazeteleri sermeye başladı. Sonra üstündeki giysilerden kurtuldu. Lavuğun bir b.k yiyeceğini aynaya bakıp Erol Taş tadında attığı kahkahadan anlamıştım. Moser‘ini fişe takıp önce saçlarını 2 numaraya vurdu. Zaten az saçı olduğundan bu aşama çabuk bitti. Daha sonra aylardır uzattığı sakallarının yaşına bakmadan daldırdı makineyi. Yüzündeki saçma mutluluk ifadesi zaten yeterince korkunçtu, üstüne üstlük arada bir attığı o korkunç kahkahalar ise ortamda Freddy Kruger havası estiriyordu. Moser ile işi bittiğinde aynadan gördüğüm kişi Chopper filmindeki Eric Bana‘nın kel haliydi. Halinden mutlu ve çıplak halde ayağa dikilip üzerindeki kıldan tüyden kurtulduğu sırada kafamı başka yöne çevirdim. Duş bile almadan, üstünü bile giyinmeden koltuğuna kuruldu. Hala sıcak olan çayından bir yudum aldı. Eline döktüğü kolonyayı yüzüne ve kafasına sürdü. Sonra parmakları klavyenin üzerinde kaymaya başladı:
Evdekilerle de giderayak papaz olmuştu. Kendini odasına kitlemiş bir yand
Etiketler: buzcevheri, chopper, eric bana, freddy kruger, kasap, moser, Sav, zamskaBozcevheri
Vereceğim uzunca bir aranın başlangıcıyla buradayım. (Ulan hötöröf zaten bir aydan fazla bir süredir bir halt yazmadın ki…) Evet yazmadım ve monitör tamir olalı epey oldu ama o verdiğim kısacık aradan
sonra tarayıcımı dahi açmadım. İnternet aleminde göbek atasım gelmedi. Postalara bakmadım, müzik dinlemedim, herhangi bir günce okumadım. Hiçbir şey yazmadan sessiz sedasız da yok olmayı düşünüyordum. Sanal alem çöplüğünde iyice kokmaya hazırdım. (Belki de planım hala bu yönde…)
Neyse işte nereden estiyse admin paneline girdim ve yorumlarınızı falan okudum. Nisan başında bendeniz büyük ihtimal asker. Blogu komple kaldırabilirim de, bekletebilirim de.
Hayatımda bazı şeyler askıda olduğu sürece, ya da yumurtanın mabadıma dayandığını hissettiğim anlarda, hergün severek yaptığım işlerden uzaklaşıyorum. Çünkü düzenimin bozulacak olması beni huzursuz ediyor. Ve o anda şalter atıyor. HİÇ yapasım geliyor, HİÇ yapıyorum. Mesela şuraya yazı yazıp sizlerin yorumlarını görmek veya siz dostlarımın güncelerini okumak, takip etmek en hoşlandığım şeylerden biridir. Lakin hayatımın bir kısmını, kendi çöplüğümden uzak, emir-buyruk ilişkisi içinde yaşayacak olmam, bazı şeylerden vaktinden evvel uzaklaşmama neden oluyor - oldu - olabilir falan filan.
Velhasıl kelam ne yaparım bilinmez? Belki yazarım, belki toz olur giderim. Hepinizi seviyor ve sayıyorum. Görüşmek dileğiyle… (Belki de yarın yazarım… )





















